Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Şükür Fabrikası

İnsan hadsiz nimetlerle donatılmıştır. Bunu karşılığında Allah insandan şükür istemektedir. İnsan bir şükür fabrikası olması gerekmektedir. Verilen bu nimetler şükrü gerektirir. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olursa, insan kendisine yapılan en küçük bir iyiliğe karşı teşekkür ederse, tabii ki hadsiz nimetleri verene karşı da şükür etmek mecburiyetindedir.

Şükür nimeti artırır. Lezzetli bir nimeti insan yese, eğer şükretse, o yediği nimet, o şükür vasıtasıyla bir nur olur, ahrete ait bir Cennet meyvesi olur. Verdiği lezzetle, Cenâb-ı Hakkın rahmetinin iltifatının eseri olduğunu düşünmekle, büyük ve daimî bir lezzet ve zevk veriyor.

İnsan görüyor ki, bir ikram edici bir zat, maddî ve manevi nimetlerin lezizleriyle onu donatıyor. O insan da, ona mukabil, fiiliyle, haliyle, konuşması ile hatta elinden gelse bütün duygularıyla, cihazlarıyla şükür ve Allah’a hamd, medih eder.

Hem şükrün nevileri var. O nevilerin en kuşatıcısı, kapsayıcısı ve hepsinin özeti ve her şeyle ilgili olan liste, namazdır.

Her musibette, belada bir nimet yönü vardır. Ey musibete maruz kalan kişi, Musibetin içinde bir nimet konmuştur. Dikkat et de onu gör. Nasıl her şeyde sıcaklık derecesi vardır. Her musibette bir nimet derecesi vardır. Musibetin daha büyüğünü düşün.

Küçük musibetteki nimet noktasından Allah’a çok şükür et. Yoksa büyütmekle, abartmakla ürkersen, “Of, of”la üflersen, o da aksine şişer. Sonra şişer de dehşetlenir. Eğer merak edersen, musibet ikileşir. Eğer kurtulmak istersen merak etmemeye çalış. Yoksa musibetin kalpte olan misali, döner hakikat olur. Hakikatten ders alır, sonra döner kalbini tokatlamaya başlıyor.

Hamd ve senâ, medih ve minnet Allah’a mahsustur, Ona lâyıktır. Demek nimetler O’nundur ve O’nun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimîdir. İşte şu kelime (Lehül hamdü- Hamd ve senâ, medih ve minnet Allah’a mahsustur) şöyle müjde verip diyor ki:

Ey insan! Nimetin yok olmasından elem çekme, üzülme. Çünkü rahmet hazinesi tükenmez. Ve lezzetin yok olmasını düşünüp o elemden feryat etme. Çünkü o nimet meyvesi, bir nihayetsiz rahmetin meyvesidir. Ağacı baki, sonsuz ise, meyve gitse de yerine gelen var.

Nimetin lezzeti içinde, o lezzetten yüz derece daha ziyade lezzetli bir rahmetin iltifatını hamd ile düşünmeliyiz. Böylece lezzeti, birden yüz derece yapabiliriz. Nasıl ki, bir şanlı padişahın sana hediye ettiği bir elma lezzeti içinde, yüz, belki bin elmanın lezzetinin üstünde, bir padişahın iltifatı olması lezzetini sana hatırlatır ve ihsan eder.

Öyle de, “Lehül hamdü” kelimesiyle, yani hamd ve şükürle, yani nimetten nimet vereni hissetmekle, yani Hakiki nimet veren Allah’ı tanımakla ve nimeti düşünmekle, yani Onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve nimetinin devamını düşünmek gerekir.

Böylece nimetten bin derece daha leziz, manevi bir lezzet kapısını sana açar. (Mektubat’tan faydalanılmıştır.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Sıtkı Göksu Arşivi