Tüketenler Çağında Üretmenin Bedeli

İnsanlık hiç bu kadar konuşmamıştı.

Ve belki de hiç bu kadar az şey söylememişti.

Her gün milyonlarca fotoğraf paylaşılıyor. Milyonlarca video izleniyor. Milyonlarca cümle kuruluyor. Parmaklarımız ekranlarda durmaksızın yukarı kayıyor. Görüyoruz, geçiyoruz. Beğeniyoruz, unutuyoruz.

Bu kadar çok içeriğin üretildiği bir çağda yaşıyoruz; fakat garip olan şu ki, geriye kalanların sayısı her geçen gün azalıyor.

Çünkü çağımızın en büyük yanılgısı, görünürlüğü değerle karıştırmasıdır.

Görülmek ile hatırlanmak arasındaki fark unutuldu.

Oysa görünür olmak anlıktır.

İz bırakmak ise zamana direnebilmektir.

Birkaç gün önce bunun üzerine düşünürken genç bir müzisyenle yaptığım sohbet geldi aklıma.

Önce müzikten konuştuk.

Sonra hayallerden…

Sonra emekten…

Ve en sonunda dönüp bana şu soruyu sordu:

“Abi, neden üreteyim?”

İşte o an sustum.

Çünkü bazen bir insanın sorduğu soru, aslında bir çağın itirafıdır.

Anlatmaya başladı.

Bir şarkı yazmış.

Günlerce uğraşmış. Bir cümleyi defalarca değiştirmiş. Melodisini kurmaya çalışmış. Beğenmemiş, yeniden yapmış. Stüdyoya girmiş. Kayıt almış. Tekrar söylemiş. Düzenlemeler yapılmış. Kapak hazırlanmış. Tanıtım planları yapılmış.

Aylarını verdiği bir eser ortaya çıkarmış.

Sonra telefonunu açmış.

Karşısına milyonlarca kez izlenen başka videolar çıkmış.

Ne anlattığı belli olmayan görüntüler…

Mafya özentisi söylemler…

Şiddeti kabadayılıkla karıştıran sahneler…

Lüks hayat gösterileri…

Yapay tartışmalar…

Bir hafta sonra kimsenin hatırlamayacağı dijital kahramanlar…

Ve dönüp bana yeniden aynı soruyu sormuş:

“Abi, neden üreteyim?”

Düşündüm.

Aslında o soru yalnızca genç bir müzisyene ait değildi.

Bir ressamın fırçasında da aynı tereddüt vardı.

Bir yazarın yarım kalan cümlelerinde de…

Bir tiyatro oyuncusunun aylar süren provalarında da…

Bir balerinin kanayan ayaklarında da…

Çünkü sanatın hangi dalına bakarsanız bakın, emeğin ortak bir kaderi vardır:

Görünmez olmak.

Çünkü yaşadığımız çağ, emeğin görünürlük karşısında en çok zorlandığı dönemlerden biridir.

Artık eserlerin değeri değil, etkileşimleri konuşuluyor.

Ne anlattığı değil, kaç izlendiği…

Ne hissettirdiği değil, kaç kişiye ulaştığı…

Ne bıraktığı değil, ne kadar dikkat çektiği önemseniyor.

Sanatın ölçüsü estetik olmaktan çıktı; istatistik olmaya başladı.

Dijital çağın en büyük ironisi de burada yatıyor.

Herkese ses veriyor gibi görünüyor; fakat çoğu zaman sesi gürültüye dönüştürüyor.

Algoritmaların hüküm sürdüğü yerde sabır, en değersiz erdem hâline geliyor.

Oysa medeniyet dediğimiz şey dikkat çekme yarışından doğmadı.

Bir şiirin sabrından doğdu.

Bir romanın yalnızlığından doğdu.

Bir bestenin sancısından doğdu.

Bir tablonun sessizliğinden doğdu.

İnsanlığı ileri taşıyanlar hiçbir zaman en çok görülenler olmadı.

En çok iz bırakanlar oldu.

Bugün milyonlarca kez izlenen birçok içerik birkaç yıl sonra hatırlanmayacak.

Ama Yaşar Kemal’in cümleleri yaşamaya devam edecek.

Aşık Veysel’in türküleri dilden dile aktarılmaya devam edecek.

Çünkü gerçek eserler alkışla değil, zamanla sınanır.

Bir tiyatro sahnesinde dökülen alın teri, bir ressamın fırçasındaki iz, bir müzisyenin notaları ve bir yazarın kelimeleri; ekranlardan geçen milyonlarca görüntüden daha uzun yaşayacaktır.

Belki de sorun sanatın değer kaybetmesi değildir.

Sorun, değerin tarifinin değişmesidir.

Bir zamanlar eserler zamana karşı yarışırdı.

Bugün ise saniyelere karşı yarışıyor.

Oysa zamanın sınavını geçemeyen hiçbir şey, ne kadar görünür olursa olsun, gerçek anlamda değerli değildir.

Genç müzisyen kardeşimin sorusuna o gün cevap veremedim.

Bugün de verebildiğimi söyleyemem.

Ama şunu biliyorum:

Tarih boyunca insanlığı ileri taşıyanlar, en çok görülenler olmadı.

En çok üretenler oldu.

Çünkü alkış unutulur.

Şöhret unutulur.

Görüntüler unutulur.

Fakat insanlığın hafızasında kalan şey; bir şairin mısrası, bir yazarın cümlesi, bir ressamın fırçası ve bir müzisyenin notalarıdır.

Ve belki de bu yüzden…

Medeniyetler her zaman üretenlerle kurulur!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kemal Ceyhan Arşivi