Antep Yuvalaması'nın Bilinmeyen Hikayesi
İşte size Antep'in taş sokaklarında hâlâ fısıldaşa fısıldaşa anlatılan bir hikaye.
Rivayete göre; Vakti zamanında... Evet, bütün güzel hikayeler böyle başlar zaten. Ama bu seferki biraz daha eskiye gidiyor. Şöyle bir düşünün: Antep daha koskoca şehir olmamış, evler birbirine sokulmuş, insanlar birbirini tanır. Kadınların hamam günleri var, sabahın köründen akşamın alacasına kadar sürer.
Bir gün yine böyle bir hamam günüymüş. Kadınlar çıkmış hamamdan, yanakları al al olmuş, saçlarından sabun kokusu hâlâ tüter. Aralarında bir genç kız var, güzelliği dillere destan. Daracık sokakta yürürlerken bir delikanlı geçiyor yanlarından. Göz göze geliyorlar bir an. İşte o an, öyle bir an ki...
Delikanlı dönüp bakıyor arkalarından. Kız da içinden geçiriyor: "Ne boylu poslu bir delikanlı..."
Ama o devirde laf olmaz, göz olmaz. Delikanlı takibe başlıyor uzaktan. Kız ve yanındakiler eski bir Antep evinin kapısında duruyor, içeri giriyorlar. Delikanlı kapıyı hafızasına kazıyor, koşa koşa evine gidiyor.
Anasına diyor ki: "Ana! Bugün bir kız gördüm, aklım onda kaldı. Aşağı mahallede bir eve girdi. Var git, bir bak. Sen de beğenirsen isteyeceğiz."
Anası gülümsüyor. Sabahı bekliyorlar.
Sabah olunca kadın kalkıp gidiyor o eve. Kapıyı açan, tahmin edeceğiniz gibi, hamamdaki o güzel kız. Kadının içi ısınıyor hemen.
"Kızım yoruldum, bir tas su versen de soluklansam..." diyor.
Kız hemen buyur ediyor içeri. Kalaylı bir tasla su getiriyor. Kadın suyu içiyor, bir güzel dua ediyor: "Allah ne muradın varsa versin kızım. Su gibi aziz ol. Su verenlerin çok olsun. Bahtını da yüzün gibi aydınlık etsin."
Kızın daha evlenmediğini öğrenince kadının içi içine sığmıyor. Eve dönünce oğluna müjdeyi veriyor: "Gördüm, beğendim, olur bu iş."
Derken kız isteniyor, söz kesiliyor, nişan yapılıyor. Oğlan evi kız evini sahreye çağırıyor, yiyorlar içiyorlar, kaynaşıyorlar.
Sıra geliyor kız evinin davet vermesine.
Şimdi genç kızın içinde bir telaş. "Ne pişirsem de nişanlımın gönlüne girsem? Ne yapsam da hem damağında iz bıraksam, hem kalbine dokunsam?"
Bilirsiniz, Antep'te hüner lafla olmaz. Hüner elde olur, sabırla olur, emekle olur.
Kız düşünüyor taşınıyor. Sıradan bir yemek olmayacak yapacağı. Zahmetli olacak, bereketli olacak, lezzeti farklı olacak.
Bulgur kullanmıyor mesela, pirinç seçiyor. Pirinci havanda dövüyor. Havandaki her tokmak inişinde içinden bir dua, bir niyet geçiyor. Kara eti alıyor sokuda dövüyor, sinirinden ayıklıyor, adeta macun kıvamına getiriyor. Sonra pirinç unuyla buluşturuyor eti. Tuzunu atıyor, karabiberini ekliyor. Uzun uzun yoğuruyor.
Yoğurdukça terliyor.
Yoğurdukça dua ediyor.
"Ya Rabbi, bu lokmayı hayırlı eyle. Bu yuvayı dirlik eyle."
Hamur kıvam alınca başlıyor yuvarlamaya. Nohuttan küçük, karabiberden büyük taneler yapıyor tek tek. Her birini avcunda öyle bir çeviriyor ki, sanki tesbih çeker gibi. Her yuvarlayışta bir "Allah" deyip geçiyor içinden.
Yuvarladıklarını kaynar suda haşlıyor. Buhar yüzüne vurdukça içi ısınıyor, umutlanıyor. "Dağılmasın bunlar" diyor, "tıpkı benim kuracağım yuva gibi, dağılmasın."
Bir tarafta etler pişiyor nohutla birlikte. Öbür tarafta yoğurdu hazırlıyor. Sıcak suya katıyor yoğurdu, içine bırakıyor o minicik yuvarlamaları. Başlıyor ağır ağır karıştırmaya. Sabırla, usul usul.
En sonunda kızdırıyor tereyağını, nane serpiyor üzerine, kızgın yağı gezdiyor yemeğin üstüne. Bir koku yayılıyor ki eve, sormayın.
Oğlan evi geliyor. Bakır sinilerde kuruluyor sofra. Yemek sahanlarla gelirken kızın yüreği güp güp atıyor. "Beğenirler mi acaba?"
Kaşıklar dalıyor sahana. İlk lokmalar alınıyor.
Bir sessizlik oluyor sofrada. Öyle bir sessizlik ki, yemeğin lezzetinden kimse konuşamıyor. Sonra yüzlerde bir memnuniyet ifadesi beliriyor.
"Bu ne güzel yemek böyle?" diyorlar. "Adı ne bunun?"
Kızın annesi gururla bakıyor etrafa:
"Kızım yaptı. Sizin için tek tek yuvarladı."
İşte tam o anda konuyor yemeğin adı: Yuvalama.
O gün o sofrada bir yemek değil, bir yuva kuruluyor aslında. Ve o günden sonra Antep'te yuvalama, sabrın, niyetin ve bereketin yemeği olarak anılıyor.
Ne zamandır bilinmez, Gaziantep'te Ramazan'da konu komşu, akraba kadınlar bir araya gelir. Her biri tespih çeker gibi yuvarlar yuvalamaları. Kimi der ki "elin dert görmesin", kimi "Allah birliğimizi bozmasın" diye dua eder.
Yuvalama Ramazan Bayramı'nın vazgeçilmezi olur. Yapan yapmayana ikram eder, yiyen yemeyene götürür. Sofralar birleşir, eller birleşir, yürekler birleşir.
Velhasıl kelam, yuvalama sadece yemek değildir Antep'te. Sabırla yuvarlanan lokmadır, bereketle kurulan yuvanın habercisidir. Her bir tanede bir dua, her bir lokmada bir niyet saklıdır.
Ramazan'ınız mübarek olsun, sofralarınız bereketli, yuvanız daim olsun.
Kaynak: Ibrahim Alisinanoğlu
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.