Ancak, bu sanatın ne zaman ve nerede başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Çünkü, ilk müzik aracı insan sesidir.
Çalışmamıza konu olan türküler, genellikle bir olaya ya da duygu sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu duygular aşk ve cansız, canlı varlıklara (Doğa, dünya vb.) olabileceği gibi sılaya, sevgiliye özlem duygusu da olabilmektedir. Bu duyguların yanı sıra kimi mezhep, tarikat, gelenek ve törenler için çeşitli adlar alan türküler de vardır. Bir diğer deyişle Türk halk müziği; “Yeryüzündeki bütün doğal ve toplumsal olayları konusu içine almıştır. Sevda türküleri, oyun havaları, serhat türküleri, kahramanlık türküleri, yiğitlemeler, koçaklamalar, destanlar, ağıtlar, övgüler, dinsel müziği oluşturan ilahiler, semahlar, nefesler ve benzerlerinin anonim olanları, kına havaları vb. konularında” özellikle geniş bir birikime sahiptir.
Türk halk müziğinde bir sınıflandırma yapmak gerekirse, bunu; konularına, yörelere, dizilere ve benzeri özelliklerine göre de yapabiliriz. (İş türküleri, oyun türküleri; Orta Anadolu yöresi, Arguvan yöresi; Hüseyni dizisi... gibi)
Türk halk müziğinde iki büyük form vardır:
1. Uzun havalar
2. Kırık havalar (Sözlü, sözsüz)
Uzun havalar; dizisi ve kalıbı bilinen, belli bir seyri olan, ancak ritme, usule girmeyen, serbest biçimde icra edilen halk ezgileridir. Bunlardan bazıları; bozlaklar, hoyratlar, gurbet havaları, divanlar, mayalar... Kırık havalar; dizi içinde seyri ve belli kalıpları olan, ritme ve usule alınabilen halk ezgilerine denir (Semah, karşılama, horon, bengi, mengi, halay, zeybek, kaşık oyunları; Teke zorlatması, barana havaları, güvende, bar, yallı, nanay, sallama, yelleme kırık hava çeşitlerindendir).
Geleneksel Türk halk müziğinde önemli özelliklerden birisi de yöresel ağızlardır. Ağızlar, mahalli üsluplardır. Daima (çoğunlukla) usulsüz-uzun hava tarzındadır (Urfa ağzı, Harput ağzı, Abdal ağzı, Arguvan ağzı, Avşar ağzı, Çamşıhı ağzı, Aşık ağzı, Eğin ağzı, Kayabaşı ağzı gibi). Diğer bir önemli özellik ise, "Tavırlar" konusudur. Türk halk müziğinde belli bazı tavırlar vardır. Bağlama ile yörelerin tezene özelliklerini çalmaya, o yörenin tavrı denilmektedir... Yani, tezenenin alttan vurulması, üste tel taktırma, senkoplu çalış gibi özellikleri olan bu tezene çeşitlerine kısaca tavır diyeceğiz (Zeybek tavrı, Sürmeli tavrı, Silifke tavrı, Aşıklama tavrı, Kayseri tavrı, Konya tavrı gibi)... Özetle, halk müziğinde ezgiler yörelerin tavır özelliğine göre icra edilir, çünkü tavır o yörenin karakteristik yapısını belirleyici olmaktadır.
Biçim ve konu bakımından türkülerin gelişmesinde saz şairlerinin önemli katkıları olmuştur. Daha önceleri sekiz heceli semailer biçiminde okunan türküler; Karac'oğlan, Aşık Ömer, Gevheri, Aşık Kerem, Hasan Dede, Aşık Sümmani, Aşık Veysel gibi ünlü saz şairlerince ele alınarak işlenmiştir. Bu da, türkülerin kaynaktan başlayarak aktarımı -taşımayı- yaşatmayı sağlamada önemli bir etken olmuştur.
Halk müziğimizin önemli özelliklerinden biri de yaşadığımız toplumun geçmişi, geçmişteki yaşantısı, zevki, eğlencesi, geleneği, göreneği ve başından geçen olayları belirtmesidir. Bu açıdan türküler, toplumsal ve tarihsel önem de taşımaktadır. Yaşantılar sonucu yakılan bir türkü dilden dile, telden tele, ustadan çırağa, babadan oğula aktarılarak; toplumun zevk, düşünce, düşünce, anlayış, algılayış ve duygu süzgecinden geçmiş ve geçmişin kültürünü geleceğe aktarmada önemli bir araç olmuştur. Bu bağlamda Arguvan havalarını kısaca değerlendirmek gerekirse; halk müziğimiz içerisinde "Arguvan Havası", "Arguvan Makamı", "Arguvan Ağzı" adlarıyla bilinen, tanınan ve önce Arguvan yöresinden hareketle, çevre-bölgede; okuma-aktarma yoluyla da ülke genelinde yaygınlık kazanmış olması Arguvan ezgilerinin toplumsal ve kültürel görünümünü ortaya koymaktadır.
Bir kaynakta; "Malatya iline bağlı Arguvan ilçesi ve bu ilçeye bağlı bazı köylerde icra edilen yöresel bir ağızdır" belirtmesiyle, Arguvan havalarının icra edildiği yöre tanımlanmıştır. Ancak, bu tanımlama çıkış yeri-çevresini anlatır. Şöyle ki, Arguvan-Hekimhan ve Divriği'yi içine alan alanda daha belirgin olmak üzere, Malatya'nın Yazıhan, Akçadağ ve Doğanşehir ilçesi ve bazı köyleriyle, Malatya merkezde ve Sivas, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa gibi illerde de beğeni ile icra edilen-dinlenen yöresel bir ağız olarak Arguvan havalarını tanımlamanın daha doğru olacağı kanısındayız.
Hem yörede doğup-büyümüş olması hem de halk müziği alanında uzman olması bakımından Öğretim Görevlisi Gani Pekşen'in Arguvan ezgilerini daha yakından tanıyan, bilen ve icra eden birisi olarak yaptığı değerlendirmeyi de aktarmak istiyoruz:
"Resitatif şekilde (konuşurcasına) icra edilir. Bir insanın rahatlıkla söyleyebileceği ses sahasına sahiptir (Genellikle bir oktav ses sahası içinde). Yöresel sanatçılar uzun havayı seslendirirken; ezginin karar sesini, hem hafızaya yerleştirmek, hem ezgiyi insanlara duyurma amacıyla genizden n..ah ünlemiyle seslendirirler. Ezginin güçlü sesi 3.4. ve 5. derecelerdir. Karar sesine gelindiğinde ise gırtlakta çarpma şeklinde glisan da yaparak yeden sesini çarpma olarak belirtir ve karar sesine gelir (Aynı durum güçlü sesinde de görülür). Ezgiye 3.4.5. sesle başlayıp 6. sesi kuvvetli kullanarak ve bu sesin yarım ses daha tizini vibrato yaptırarak beşlisini belirtir. Söylenilen ezginin yapısına göre de diğer sesleri kullanır... Karar sesine giderken güçlüsünde sesi aynı perdede telleri aşağı yukarı hareket ettirerek sesin dalgalanmasını sağlar. Bu ezgiye ayrı bir tat verir. Çoklukla Hüseyni dizisi kullanılır. Ezgi içerisinde; of, aman, derdi güzel, gurban olam, kölen olam, suna boylum, ben ölürüm, dağlar duman gibi katma sözcükler kullanılır. Yörede en yaygın olan bağlama sazı kullanılır ve bağlama düzeninde tezenesiz çalım şekli olan pençe ya da şelpe adı verilen teknikle icra edilir. Konular çoklukla; sevda, gurbet, ölüm, ayrılık, hasret, yoksulluktur."
Arguvan ağzı uzun havalar; Çamşıhı ağzı ile çok yakın bir benzeşim gösterir. Yine Barak ağzı ile de benzeşim ve etkileşim görülür. Bu etkileşimlere ilgili bölümlerde değinilmiştir. Ancak, Arguvan yöresi ezgilerini sadece uzun hava olarak algılamak eksik bir açıklamadır. Çünkü, Arguvan ezgileri hem uzun hava hem de kırık hava olarak karşımıza çıkar. Deyişler, semahlar, duvazlar; deme-çevirme türküleri de Arguvan türküleri içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.
2002 yılı itibariyle, Arguvan yöresine ait 91 türkü TRT Repertuvarında yer almıştır. Aynı zamanda birçok türkü de başka yöreler adına kayda geçirilmiştir. Dr. H. Basri Kılıç'ın belirttiği gibi, tespit edilenler Arguvan türkülerinin daha yüzde biri bile değildir. Yine de azımsanmayacak bir rakamdır. (100 uzun havanın 8'i Arguvan kaynaklıdır.)
Özetle, Anadolu halk türküleri içerisinde, Arguvan ezgilerinin önemli bir yeri ve katkısı vardır. Bu hayatın bir parçası olarak türküleri yaşayan ve algılayan Arguvanlı için doğaldır. Arguvan ezgileri büyük ozanlardan da beslenmiştir. Pir Sultan Abdal, Karac'oğlan, Dadaloğlu, Kul Himmet, Emrah, Hatayi, Aşıklık, Esiri, Derviş Muhammed, Aşık Hasan Hüseyin Orhan, Aşık Seyit Meftuni, Aşık Bektaş Kaymaz, Aşık Yoksuli ve daha birçok ozan Arguvan'da deyişleriyle, türküleriyle özümsenmiş, onların şiirlerinin dizelerinden etkileşimler doğmuş, bu da türkülerin gelenekselliği içerisinde zenginleşerek kuşaklara aktarılmıştır. Diğer yandan Kuyudere (Minayik), Ermişli (Germişi) köyleri bu konudaki geleneği yaşatmada önemli olmuştur.
Türkülerini yaşamının içerisinden çıkarmış olan Arguvan ağzı türküler bir çok motifle bezenmiştir. Bu ezgilerde herkes kendinden mutlaka bir şeyler bulur. Arguvan türküleri bazen sevda, hasret, ayrılık yüklüdür. Bazen de acıların dertlerin dile getirildiği motiflerle haykırır bizlere... Bir bakarsınız tarlada ekin biçerken "Hon türküsü" olmuş, bir bakarsınız ot biçmede, harmanda, el taşında bulgur çekerken ezgiler akıvermiş Arguvan insanının gönlünden... Yaylaya doğru yolladığınızda sürüsünü otlatan çobanla karşılaşırsınız. O zaman da çobanın kavalından süzülen dertli, içli mi içli bir ezgi olmuştur... Delikanlıları askere uğurlama törenlerinde bağlamanın telinde "Otuz üç gün oldu asker olalı/Ana ben ölürüm sen geleneçe" diye dile gelmiş; sevip de kavuşamayan delikanlının gönlünde "Yarin mendilinin ucunu yaktım/Tükettim ömrümü yoluna baktım" diye kara sevda olmuş çağıldıyor; gurbete çalışmaya giden Arguvanlının geride kalanlara yaktığı bir gurbet türküsü olmuş "Köyüm sana gurbet bana/Ara ki bulasın beni/Ben ağlarım yana yana/Ara ki bulasın beni" diyerek... Arguvan ezgileri form olarak ağıt şeklinde de ortaya çıkar ve der ki; "Sen de dut ki salacamın ucundan/Düğün bayram gibi savalar beni..." İşte, Arguvan ağzı ezgiler, bir bakıma yaşamın kendisidir aslında...