İnsan ve hukuk

İnsanoğlu, yaradılışı ile birlikte çözülmesi gereken sayısız sorunlarla karşı karşıya kalır. Önce, yaşaması gerekir. Sonra, hayatını koruması, geliştirmesi, neslinin devamı varolmanın şartları olarak ortaya çıkar. Başlangıçta, doğuştan varolan içgüdülerin sağladığı ve çevrenin yardımı ile kazanılan hayatta kalabilme şansı giderek yerini karşı karşıya kalınan sorunların çözümündeki tutum, davranış ve eylemlere bırakır. İnsan bu sorunları çözmeye çalışırken bazılarına öncelik verir, bazılarını ise sonraya bırakır. Hatta, bazılarını da hiç dikkate almadan yaşar. Değişmeyen tek gerçek, insanın kaşılaştığı sorunları çözümlemede bir tavır alma, davranışta ve eylemde bulunmasıdır. 


 İnsanlık tarihine bakıldığında iki temel anlayışın birbirini takip ettiğini ve etkin olduğunu görürüz. Bunlardan birincisi İnsanlık Ülküsüdür. Biz bunu, aydınlanma ve ilerleme dönemleri olarak da adlandırabiliriz. Bu ülkünün hakim olduğu dönemlerde; insan ve insanlık toplumu evrenin en değerli ve en güçlü varlığı olarak görülmüştür.  Yaratılan ve var olan her şey insan içindir, insanın sağlıklı, refah ve mutluluk içinde varlığını devam ettirmesi, geliştirmesi, bekasını sağlaması içindir.  İnsanları mutlu edecek yegâne vasıta, onları birbirine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi ihtiyaçlarını sağlayacak hareket ve enerjidir.

İkincisi ise; insanı ve insani değerleri şu ya da bu maddi değerler karşısında yok sayar. Bu dönemlerde toplumu güden para, hırs, kin ve düşmanlıktır. Bu anlayışın etkisindeki insanlar her hal ve şarttan memnun değillerdir. Kendilerinin olumlu hiçbir şey yapması mümkün değildir. Buna karşılık her güzelliğin ve güzel şeylerin karşısına dikilirler.1


İnsan,

İnsan doğanın ve toplumun bir parçasıdır. İnsan ailenin kurucu, geliştirici, devam ettirici unsurudur. İnsan, özgür iradesi ve aklı ile bilgi, teknoloji ve kültür üreten, medeniyetler kuran tek varlıktır. İnsan, maddi ve manevi varlığı, çevre ve toplumla ilişkileri ve etkileşimleriyle bir bütündür.Tarih boyunca hemen hemen tüm dinler insanı esas almıştır; insana dayanan, insanı geliştirmeyi amaç edinen pek çok akım, okul, cemiyet ve faaliyetlerden söz edilir. Siyasi partiler veya siyasi hareketler de insan mutluluğunu, refahını sağlamaya yöneliktir.


İnsanın iki varlığı vardır. Bunların birincisi; İnsanın maddi varlığıdır. İnsan genlerinin ve biyolojik kalıtımın etkisi altında, çevre şartlarına bağlı olarak başlar, devam eder ve sona ererİkinci varlığı ise; İnsanın manevi varlığıdır. Bu varlık eğitim ve bilimle, aklı bilgi ve deneyimle gelişir. Çevre ve toplumla ilişkileri ise, yaşadığı ortamın, tarihi ve kültürel değerlerin, iktisadi hayatın, hukuk düzeninin oluşumları, olayları ve kuralları tarafından yönlendirilir.


Toplumların maddi ve manevi hayatlarının ve ilişkilerinin ancak gerçeklere dayanarak, akla öncelik verilerek bilimsel yöntemlerle güven altına alınabileceği ve geliştireceği kabul edilir.   Bu sistemde gerçeklere dayanan, akılcı ve bilimsel yaklaşım, insanlık dünyasındaki bütün davranışların, eylemlerin, olayların ve yaratılan eserlerin birden fazla sebeplere dayandığını ortaya koyar. İnsanlık dünyası, insanın varlığı ve gelişmesi için oluşturduğu bütün manevi ve maddi sonuçları, “eserleri” bir bütün olarak kabul eder ve tüm toplumlar için geçerli bir “ilke” olarak benimsenir. Akıl bilim ve gerçekçilik, her şeyin üstünde bir özelliğe sahip olur. 


 İnsan, zekâsıyla çevresinde var olan şeyleri temas ederek algılar. Bu algılama sonucu düşünür,  inceler ve araştırır. Bu araştırmaların sonucunda çözüme ulaşır ve bilim meydana gelir. Meydana gelen bilim bilgi olarak topluma sunulur ve toplumla bütünleşir. Algılama, düşünme, inceleme, araştırma, bulma ve geliştirme, ancak insana özgü bir niteliktir. 2


 İnsan ve  Hakları

İnsanların doğuştan sahip oldukları hak ve hürriyetlerini tam, eşit ve kesintisiz olarak güvenlik içinde kullanmaları esastır. Siyasi güç ve iktidarın varoluş nedeni ve meşruluğu bu güvenliği yurtiçi ve yurtdışında vatandaşına sağlamaktır. Kişi hak ve hürriyetleri kutsaldır ve dokunulmazdır. Bu kutsallık ve dokunulmazlık nitelikleri, Anayasa ve yasa kurullarında,3 evrensel bildirgelerde,4 ulusal ve uluslararası sözleşme ve antlaşmalarda belirlenmiş, uygun görülmüş ve kabul edilmiştir.

İnsan toplumsal bir varlıktır. Hemen hemen tüm özelliklerini içinde yaşadığı toplum ve koşullar belirler. Bu özelliklere sahip bir insanın hedefine varabilmesi ancak belirli bir ortam ve koşullar içinde mümkündür. İşte insan hak ve özgürlükleri de bu ortamın özellikleri ve sınırlarını gösterir.İnsan hak ve özgürlüklerinin bugün geldiği nokta tesadüfi değildir.  Her biri sayısız insan neslinin deneyimi ve milyonlarca insanın tarih boyunca emek, çaba ve kazanımlarına dayanır. Başka bir ifadeyle, insan hak ve hürriyetleri çok uzun bir tarih sürecinde, büyük mücadeleler, sonsuz emek ve fedakârlıklar, ağır deneyimler, olağanüstü çabalarla ulaşılan haklardır. Bunlar; mülkiyet hakkı, hak aramaya ilişkin hürriyetler, ailenin korunması, eğitim ve öğretim hakkı, çalışma ve sözleşme hürriyeti, sendikal haklar, konut hakkı, seçme ve seçilme hakkı, siyasal hayata ilişkin hak ve özgürlükler, kamu hizmetlerine ilişkin hak ve özgürlük vb gibi birçok haklar sayılabilir.Öğrenmek, ulaşılacak bir hedef değil bir yoldur. Hergün her an bir şey öğrenmek, duymak, görmek, ilerlemek, kendini geliştirmek ve değişime uğramak, bilim ve bilgi sahibi olmaktır. “Değişmek Öğrenmek demektir.” Bu değişimin nasıl gerçekleştirileciğinin en doğru yöntemlerini insan bilgisiyle ifade eder. Hak ve özgürlük sonucu ortaya “özgür irade ve karar sahibi” insanlar meydana gelir.5İnsanların şuurlu, vicdanlı, ahlaklı ve erdemlisi, topluluk ve çevresinde olup biten ve meydana gelen farklılıkları, kendi azim ve kararlılıklarıyla değiştirebileceğinin bilincinde olur. Vicdanî davranış ve eylemler hakkında bir yargıda bulunabilir. Davranış ve eylemlerin ahlaki değerlere uygun olup olmadığı ölçülmelidir. Işte bunun için Hukuk savunulur ve bunun için hertürlü feragat ve fedakârlıkla topluluk faaliyetlerine katılınır. Bu da insanları birbiriyle barışık tutar. Paylaşma ve dayanışma  sağlanır. Birlik ve bütünlük meydana gelir.Ahlakta güçlük, doğruyu bilmekten çok, doğruyu yapmaktır. İçinde bulunduğu ortamı ve bu ortamın insanlara yüklediği sorumluluğu  bilen ve cesaretle görev üstlenen insan, ahlaklı insandır. Bu insan cesaret, dayanıklılık, sabır, bilgelik, aydınlatma, özgürlük, ölçülü davranma hasletlerinin abidesidir. Çünkü bunlar gerçekte ahlaklı kişinin yürek ve akıl gücünü, davranışları ve eylemleriyle erdeme dönüştürdüğü özellikleridir.


İnsanların, varolan tüm maddi ve manevi değerlerin farkındalığı ile nelere sahip olduğunun farkında olması önem taşır. Bu duygu, evrendeki bolluk bilinci insan yaşamının ilerleme ve büyüme ülküsüne ulaştırır. Bütün bu düşünce ve eylemler, evrensel yasaya tabidir. İstediğiniz, düşündüğünüz ve yapmak istediğiniz herşey,  evreni harekete geçirir.


Evrensel Yasalar


Davranış ve eylemlerin, tutumların hatta düşüncelerin doğruluğunu sorgulayacağımız yer, vicdanımız ve evrensel yasalardır. Evrensel yasaların, evrensel olma sebebi, her yerde, her toplumda, her düzende ve her zaman geçerli olmalarıdır.Evrensel yasa birliğe dayanır. Evrensel yasayı, temel fizik kanunlarında, bilim ve sanatta, akılda, gelmiş geçmiş tüm felsefelerde, dinde, insanların töresinde, geleneklerinde, tutum ve davranışlarında, kültürlerinde bulabilirsiniz. Evrensel yasanın özelliği, hareketi, sürekli bir gelişmeyi ve ilerlemeyi ifade eder. Hareketin yararlı olabilmesi, uyumlu olmasına bağlıdır. Uyumlu insan önemlidir. Uyumlu insan, çevresine ve topluma sorumluluk duyandır.

Sorumluluk duymayan insan uyumlu değildir. Sorumluluğunu bilen ve bunun için çalışan özgürlüğün de, demokrasinin de demokratik kimliğinin de şartı bu gibi insanların varlığıdır. Uyum sağlayamayan ve mutsuz insanların oluşturduğu toplumda denge ve uyum yoktur. O toplumun ne ülkesine ne de insanlığa katkısı da yoktur.


İnsanlık tarihi evrende meydana gelen eylemler ve olayları, gerçeklere dayanarak aklın öncülüğünde, bilim yoluyla açıklanmaya, yorumlanmaya ve değerlendirmeye çalışılır.

Tarih sürekli bir akış içindedir. Bu akış içerisinde hiçbir varlığın durağan kalması mümkün değildir. Kainatta var olan her şey, evrensel prensip ve yasalara tabidir. Tarihe gücünü veren de bu evrensel yasalardır. Hiçbir güç, kişi ve kurum tarihin çaresiz akışına direnemez. Kişi, kurum ve güçler bu yasalara uygun bir biçimde tarih sahnesinde yerlerini alırlar, görevlerini yerine getirir ve sessizce ayrılırlar.


Evrensel yasaların diğer bir yönü, “Cehalet ve Cehaletle Mücadele” olgusuna getirir. Cehaletle mücadele, toplumun tüm bireylerinin entelektüel düzeyinin yükseltilmesi demektir. Cehaletle mücadele, istisnasız herkesi, yaşamda, başarı, tatmin ve mutluluğu sağlayacak yetenek ve becerilere kavuşturmaktır.

Cehaletle mücadele, her şeyden önce herkese kim olduğunu, bu dünyaya neden geldiğini, ne yapması gerektiği konusunda bir farkındalık kazandırmalıdır. Bu, tüm yaşam boyu sürecek bir arayış, emsalsiz bir gelişme ve ilerleme olanağıdır. İnsanı insan kılan da budur. İnsan olarak doğan herkesin, bu özelliklere sahip olması gerektiğine inanılır.Evrensel yasanın dili ve iletişim yolu enerjidir. Evrensel yasa kişileri tanımaz, sadece enerjiyi tanır. Her insan bir enerji yumağıdır. Her insanın parmak izi gibi özel bir evrensel frekans alanı vardır. Bu frekansı yükselterek düşünce, duygu, algılama, inceleme, araştırma ve geliştirme yoluyla bilim ve bilgi üretimi yapar. Evren, çoğunlukla istediklerimizi değil, ihtiyaçlarımızı yanıtlar. Bunun nedeni, ihtiyaçlarımıza isteklerimizden daha fazla odaklanmamızdan kaynaklanır.


Evrensel Yasalar ve Denizcilik

Evrensel yasaların en önemli konularının başında doğal varlığımız olan deniz ve su kaynakları gelir. İnsanoğlunun binlerce yıldır devam eden deniz ve su kaynaklarından yararlanma çaba ve uğraşıları sonucu araçlarını geliştirdikçe, kapsamlarını çeşitlendirip alanlarını genişlettikçe, devletlerarası  evrensel yasaya uyum sağlayan  deniz hukuku meydana getirilmiştir.

Bu doğal deniz ve su kaynaklarının ilişkileri ve etkileşimi, insanların düşünce ve hayat tarzının geliştirdiği eylem ve olayların geçeklere dayanan aklın öncülüğünde bilimsel olarak toplumlara anlatıldı. İnsan ve toplumların tarz, tutum ve davranışlarının oluşması ve gelişmesi doğa olaylarına ve hareketlerine karşı belirli görüşlere sahip kılar. Hangi ırk ve milletten olursa olsun deniz kültürü çevresi denilen bu olgu, hayat, insan ve doğa hakkındaki görüş tarzları, tutum ve davranışları, insan ve topluluklarının ortak düşünce ve kararları şeklinde meydana gelir.Farklı görüş, tutum ve davranışlara sahip toplumlar arasındaki ilşkiler, iletişimler, etkilenmeler, insanlık tarihi kadar eski bir gerçektir. İnsanın yaradılışı ve hayatı onun toplum halinde yaşamasını zorunlu kılıyorsa, toplumların yaşaması, gelişmesi ve sağlıklı büyümeleri de ancak diğer toplumlarla ilişkilerini devletlerarası hukuk düzeni içersinde sürdürmekle mümkün olur.


 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazar Yazıları Haberleri