Başkent kulislerinde bir süredir pişen, fısıltı gazetesiyle yayılıp en nihayetinde ulusal basının manşetlerine düşen bir fırtına var: Eski bir bakanın adı etrafında dönen büyük borsa ve fon vurgunu…
Herkes "Ankara’da ne oluyor?" diye ekran başındayken, madalyonun öteki yüzünü görenler için asıl hikaye çoktan belliydi. Bu bombanın fitili Ankara’da ateşlenmiş olabilir ama şarapnellerinin gelip saplanacağı yer, paranın ve ticaretin kalbi yani Gaziantep olacaktı.
Öyle de oluyor. Beklenen dalga Antep kıyılarına vurmak üzere.
Sokakta, sanayide, bakırcılar çarşısında, siyaset kulislerinde herkes aynı şeyi konuşuyor: Sıra Gaziantep ayağına ne zaman gelecek?
İddialar yenilir yutulur cinsten değil. Kulaktan kulağa yayılan rakamlar 20 binlerden başlayıp 50 bin kişiye kadar uzanıyor. Sıkı para politikasının piyasayı daralttığı, sıcak paranın mumla arandığı şu ekonomik iklimde; kolay yoldan, kısa sürede nemalanmak isteyen bir kitle adeta bu fon çarkının dişlileri arasına çekilmiş. Sadece sade vatandaş mı? Elbette hayır. Kentin tanınmış siyasetçileri, göz önündeki iş insanları, tüccarlar… Hangi siyasi figürün, hangi büyük firmanın ne kadar parayı bu gayriresmi finans kuyusuna düşürdüğü çok yakında tek tek dökülürse kimse şaşırmasın.
Ancak meselenin iki ayrı boyutu var ki, şehirdeki sosyal ve ticari hayatı adeta felç etmiş durumda.
Birincisi; "Fonda Param Battı" Modası.
Gaziantep ticaretinde söz esastır, senet esastır. Ama bugünlerde piyasada yeni bir bahane peydah oldu: “Alacağımı veremiyorum, çünkü param fonda battı!” Borcunu ertelemek isteyen, telefonunu kapatan ya da piyasadan kaçan kim varsa bu cümleye sarılır hale geldi. Gerçekten mağdur olanla, durumu fırsata çevirip piyasayı kilitleyen kurnaz birbirine karıştı. Sonuç? Zaten daralan piyasada nakit akışı tamamen durdu, dürüst tüccar da alacağını tahsil edemez hale geldi.
İkincisi ve en acı olanı; Gerçek Mağdurların Dramı.
Bu iş sadece bir "finansal spekülasyon" hikayesi değil. İşin içinde alın teri var. Emekli ikramiyesini, ev kirasını, kıdem tazminatını, evladının okul ya da düğün parasını, yaklaşan araba taksidini "Üç beş kuruş fazla getirsin, çorbamıza tuz olsun" diyerek fona yatıran binlerce ahali var.
16 Eylül tarihinden bu yana paralar kilitli. Sistem tıkandı, musluk kesildi. Çocuğunun cebine harçlık koyamayan babalar, kirasını ödeyemediği için ev sahibiyle icralık olan aileler türedi. Aile içi huzursuzluklar tavan yapmış durumda. Eğer bu tıkanıklık biraz daha devam ederse, Gaziantep’te çok ocağın incir ağacına döneceği, çok yuvanın çatırd ayacağı aşikâr.
Kısacası; Ankara’daki eski bakanın borsa kumpası çözüldükçe, Gaziantep’teki "fon zenginleri" ile "fon mağdurları" karşı karşıya gelecek. Ortalık tek kelimeyle toz duman.
Gaziantep bu yükü nasıl kaldırır, bu enkazın altından kimler sağ çıkar bilinmez ama görünen o ki; yaklaşan fırtına, şehre düşen en ağır ekonomik darbelerden biri olmaya aday.
SÜREÇ UZADIKÇA MASKELER DÜŞECEK, İSİMLER DÖKÜLECEK. BİZ DE TAKİPTE KALACAĞIZ…