İnsanın bazen bir köşe yazısını veya haber başlığını okuyunca ne diyeceğini bilemediği anlar vardır.
İşte tam da öyle bir dönemdeyiz.
Markete gidiyorsun, kasaba uğruyorsun, lokantaya oturuyorsun. Önüne gelen ürünün etiketine bakıyorsun. “Dana eti”, “kuzu eti”, “sucuk”, “kıyma” yazıyor.
İnsan doğal olarak şunu düşünüyor:
Ne yazıyorsa odur.
Ama Tarım ve Orman Bakanlığı'nın gıda denetimleri kapsamında kamuoyuna açıkladığı sonuçlar, bu güvenin her zaman karşılığını bulmadığını gösteriyor.
Laboratuvar incelemeleri sonucunda bazı ürünlerde mevzuata aykırı içerikler tespit ediliyor. Et ürünlerinde farklı hayvan türlerine ait et veya sakatat tespitleri gündeme geliyor. Süt ürünlerinde ise etikette belirtilen özelliklerle uyuşmayan içerikler ortaya çıkıyor.
Şimdi gel de vatandaşın aklına takılan soruyu sorma:
Biz ne yiyoruz?
BİR SUCUK DÜŞÜNÜN…
Sucuk alıyorsunuz.
Masaya koyuyorsunuz.
Çocuklar yesin diye kahvaltıya çıkarıyorsunuz.
Belki ekmeğin arasına koyuyorsunuz, belki yumurtayla pişiriyorsunuz.
Üzerindeki etikete güveniyorsunuz.
Fakat resmi denetim sonucunda bazı sucuk ürünlerinde mevzuata aykırı içerikler tespit edildiğini görüyorsunuz.
İşte insanın canını sıkan nokta tam burası.
Çünkü mesele sadece sucuk değil.
Mesele güven.
Bir vatandaşın parasını vererek aldığı ürünün içinde ne olduğunu bilme hakkı vardır.
Bu, lüks değil.
Bu, en temel tüketici hakkıdır.
“ET” DİYE ALDIĞIMIZ ÜRÜNÜN İÇİNDEN NE ÇIKIYOR?
Bakanlığın kamuoyuna açıkladığı listelerde farklı ürün gruplarında çeşitli uygunsuzluklar yer alıyor.
Bazı kıyma ürünlerinde kanatlı eti veya sakatat tespitleri bulunuyor.
Bazı lahmacun ve pide harçlarında benzer uygunsuzluklar ortaya çıkıyor.
Bazı kebap ürünlerinde ürünün beyanıyla uyuşmayan içerikler belirleniyor.
Bazı sucuklarda ise sakatat veya farklı hayvan türlerine ait et tespitleri kamuoyuna duyuruluyor.
Bakanlığın açıklamalarında bu tespitlerin laboratuvar sonuçlarıyla kesinleştiği ve firma, marka ile ürün bilgilerinin kamuoyuna sunulabildiği belirtiliyor.
Şimdi soruyorum:
Bir insanın sofrasına koyduğu ürünün gerçek içeriğini öğrenebilmesi için neden laboratuvar sonucu beklemek zorunda kalıyoruz?
VATANDAŞIN CEBİNDEN ÖNCE GÜVENİ ÇIKIYOR
Bugün bir kilo kıymanın fiyatını herkes biliyor.
Bir kilo etin fiyatını da.
Sucuk deseniz artık sofraya koyarken insan iki kere düşünüyor.
Peynir, tereyağı, yoğurt…
Temel gıda ürünlerinin neredeyse tamamında vatandaş fiyatla mücadele ediyor.
Bir de aldığı ürünün gerçekten etikette yazan ürün olup olmadığını düşünmek zorunda kalıyorsa, burada ciddi bir güven problemi var demektir.
Çünkü vatandaşın cebinden çıkan para bir yana, sofrasındaki güven de zarar görüyor.
PEYNİRDE YAĞ, ETTE SAKATAT…
Mesele yalnızca et ürünleriyle sınırlı değil.
Bakanlığın denetimlerinde süt ve süt ürünlerinde de mevzuata aykırı uygulamalar tespit edilebiliyor.
Örneğin bazı peynirlerde bitkisel yağ, nişasta veya eritme tuzu gibi uygunsuzluklar açıklanıyor.
Tereyağı diye aldığınız üründe bitkisel yağ tespit edilmesi de tüketici açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.
Çünkü vatandaş ürünü seçerken sadece fiyatına bakmıyor.
İçeriğine güveniyor.
DENETİMİN YAPILMASI ÖNEMLİ, AMA YETERLİ Mİ?
Burada hakkını teslim etmek gerekiyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın denetim yapması ve laboratuvar sonuçlarını kamuoyuna açıklaması önemli.
Çünkü denetim yoksa sorunları göremeyiz.
Sorunları göremezsek mücadele de edemeyiz.
Ancak vatandaşın beklentisi sadece listenin açıklanması değil.
Vatandaş şunu bilmek istiyor:
Bu ürünler nasıl oldu da raflara, tezgâhlara, restoranlara kadar geldi?
İşte asıl soru burada.
Bir ürünün uygunsuzluğu tespit edildikten sonra gereken işlem elbette yapılmalı.
Ama daha önemlisi, bu ürünün ilk etapta tüketicinin karşısına çıkmasını engelleyecek sistemin güçlü olması.
GAZİANTEP'TEN BAKINCA MESELE DAHA DA ÖNEMLİ
Gaziantep'te yemek sadece karın doyurmak değildir.
Bu şehirde kebap kültürdür.
Lahmacun kültürdür.
Et kültürdür.
Baklava bile başlı başına bir gastronomi mirasıdır.
Gaziantep'in mutfağının dünyada konuşulduğu bir dönemde, gıda güvenliği konusunda en küçük bir şüphe bile bu şehrin marka değerine zarar verebilir.
O nedenle mesele sadece başka bir şehirdeki sucuk üreticisi ya da başka bir yerdeki kıyma satıcısı değildir.
Mesele hepimizin meselesidir.
Çünkü gıda güvenliği sınır tanımaz.
ESNAFIN TAMAMI AYNI KEFEYE KONULMAMALI
Bir noktayı da özellikle belirtmek gerekiyor.
Birkaç işletmenin yaptığı yanlış üzerinden bütün esnafı suçlamak doğru değil.
İşini dürüst yapan, yıllardır aynı kaliteyi koruyan, müşterisinin güvenini her şeyin üzerinde tutan binlerce işletme var.
Onların emeğine de haksızlık etmemek gerekir.
Hatta tam tersine…
Dürüst esnafın korunması için denetim daha da güçlü olmalı.
Çünkü kurala uyan işletme, kurala uymayan işletmeyle aynı şartlarda rekabet etmek zorunda bırakılmamalı.
“MEMLEKETTE AT EŞEK KALMADI” DEMEK KOLAY…
Başlığa biraz sert girdim.
“Memlekette at eşek kalmadı” dedim.
Çünkü vatandaşın yaşadığı şaşkınlığı anlatacak başka cümle bulmak zor.
Ama işin özü hayvan isimlerinden çok daha büyük.
Soframızdaki ürünün ne olduğundan emin olmak istiyoruz.
Kasaba gittiğimizde dana kıyma istiyorsak dana kıyma almak istiyoruz.
Sucuk aldığımızda etiketinde yazan ürünü görmek istiyoruz.
Peynir aldığımızda peynirin içeriğini bilmek istiyoruz.
Bunun için de tüketicinin dedektif olmasına gerek kalmamalı.
VATANDAŞIN İSTEDİĞİ ÇOK BASİT
Kimse olağanüstü bir şey istemiyor.
Vatandaşın talebi basit:
Et ise et.
Peynir ise peynir.
Tereyağı ise tereyağı.
Sucuk ise sucuk.
Ne yazıyorsa o olsun.
Ne satılıyorsa onun parası alınsın.
Ve en önemlisi, insanların sağlığı ve güveni birkaç kuruşluk haksız kazanca kurban edilmesin.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kamuoyuna açıkladığı listeler bize bir şeyi yeniden hatırlatıyor:
Gıda denetimi yalnızca devletin görevi değil, aynı zamanda toplumun ortak hassasiyetidir.
Devlet denetleyecek.
Üretici dürüst olacak.
Satıcı kurala uyacak.
Tüketici de bilinçli olacak.
Ama bu zincirin en önemli halkası güven.
O güven bir kere kırıldı mı, yeniden kazanmak kolay olmuyor.
Benim derdim de tam olarak bu.
Çünkü mesele bugün sofraya koyduğumuz sucuk değil.
Mesele, yarın çocuklarımızın önüne ne koyacağımıza güvenip güvenemeyeceğimizdir.
İşte ifşa edilen firmalar
Bakanlığın güncel listesinde yer alan firmalar ve tespit edilen uygunsuzluklar şöyle:
- Er Et Erciyes Et ve Et Ürünleri Gıda Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi: Yıldız marka ısıl işlem görmüş piliç sucukta mekanik ayrılmış kanatlı eti tespiti.
- Er Et Erciyes Et ve Et Ürünleri Gıda Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi: Yıldız marka dilimli piliç sucukta mekanik ayrılmış kanatlı eti tespiti.
- Ceylan Et-Yusuf Ceylan: Dana kıymada kanatlı eti tespiti.
- Emko Gıda Üretim Pazarlama Sanayi Turizm ve Ticaret Limited Şirketi: İncirliova Güven Et Ürünleri Deve Isıl İşlem Görmüş Sucuk ürününde sakatat (baş eti) tespiti.
- Erciyes Sakadat Et Tavuk Deri Gıda İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi: Başkartal marka ısıl işlem görmüş dana sucukta sakatat (baş eti) tespiti.
- Harput Yemek Fabrikası-Mahmut Gülmez: Pişmiş lahmacunda kanatlı eti ve sakatat (taşlık) tespiti.
- Buhara Lahmacun-Mustafa Bağlan: Çiğ kıymada sakatat (taşlık) tespiti.
- Yusuf Can Şarvan-YCS Makarna: Uğur Şarvan Kayseri markalı 500 gram el yapımı Kayseri mantısında soya tespiti.
- Görgüneroğlu Gıda Maddeleri İmalatı Zahirecilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi: Kızılcıkdere Görgüneroğlu Isıl İşlem Görmüş Sığır Sucuk markalı üründe sakatat (dil) tespiti.
- Sarıyer Börekçisi-Hayrettin Kaya: Kıymalı pide (pişmiş iç harç) ürününde sakatat (kalp) tespiti.
- Serdivan Yemekçilik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi-Çiğgerci Bahattin: Dana-kuzu Adana kebapta kanatlı eti tespiti.
- Sayar Pide-Sultan Sayar: Dana kıymalı pide harcında sakatat (kalp) tespiti.
- Murat Göbekçi Mehmet Aslan Ortaklığı-Bir Eylül Lokantası: Dana kıymalı karnıyarıkta kanatlı eti ve sakatat (taşlık) tespiti.
- Halk Etliekmek ve Pide Fırını-İsmail Gonca: Etli ekmek iç harcı (dana eti-kıyma) ürününde sakatat (baş eti) tespiti.