Sokaklarında çocuk seslerinin eksik olmadığı, komşunun komşuya külünü bile esirgemediği o eski Gaziantep mahallelerini hatırlayan var mı? Bizim çocukluğumuzun, gençliğimizin en güvenli limanıydı o küçük bakkal dükkanları… Bakkal Hüseyin Amca, Ali Dayı sadece ekmek, peynir sattığı için değil; mahallenin sırdaşı, bekçisi, yeri geldiğinde bankası olduğu için başımızın tacıydı.
O dükkanlar sadece birer ticarethane değil; vicdanın, merhametin ve insanlığın harmanlandığı samimiyet ocaklarıydı. Parasız kalan, dara düşen utana sıkıla girdiğinde kapıdan, “Canın sağ olsun komşu, haftaya verirsin” denilip o sarı kaplı veresiye defterine sessizce yazılırdı borçlar. Kimse kimseyi rencide etmez, kimse kimsenin yokluğunu yüzüne vurmazdı.
'Ziyan Olmasın' Diyen Bakkaldan, Tarihi Geçmiş Ürün Satan Dev Marketlere…
O eski bakkalların bir düsturu vardı: “Ziyan olmasın, günaha girmeyelim.” Son kullanma tarihi yaklaşan bir yoğurdu, bir paket bisküviyi çöpe atmak yerine ihtiyacı olana yarı fiyatına verir, hatta durumu hiç yoksa çaktırmadan poşetine koyuverirdi. Kapıdan giren her çocuğa avucunun içine sıkıştırılan o küçük renkli şekerler, “Hoş geldin abla, hayırlı işler beyim” nidaları mahallenin bereketiydi.
Şimdi bir dönüp bakıyorum da etrafımıza; o sıcaklığın yerini dev market zincirlerinin buz gibi soğuk rafları aldı. Barkod okuyucunun “dit” sesinden başka ses duyulmaz oldu. Dün sattığı ürüne bugün fahiş zam koyanlar, tarihi geçmiş ürünleri millete yutturmaya çalışanlar, tonlarca gıdayı israf edip çöpe atanlar… Ne ara bu kadar yabancılaştık biz bize? Ticareti sadece kasaya giren paradan ibaret sananlara sormak lazım: Nerede kaldı o Ahilik kültürü, nerede kaldı o gazi şehrin köklü esnaf vicdanı?
Açıkça söylüyorum; biz bugün sadece bakkalları kaybetmedik. Biz o dükkanların kapısıyla birlikte samimiyeti, güveni ve en önemlisi birbirimize olan merhametimizi de kilitledik. Keşke o eski mahalle bakkallarının ruhu hiç çekilmeseydi aramızdan…