Öldükten sonra dirilmeyi insanla akıldan uzak görebiliyor. Halbuki
Her baharda dörtyüz bin hayvanlar ve bitkiler yaratılıyor.
Kur’an’da Yasin suresinde mealen
insan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim, onları bidayeten inşa edip hayat vermiş ise o diriltecek." Buyuruluyor. Yâsin Sûresi, 36:78-79.
Yani insan kendi kendine dirilmeyecek daha önce onu yoktan var eden zat onu tekrar diriltecektir.
Bu konuya o açıdan bakmak lazımdır.
Cenab-ı hak kadir-i mutlaktır.
Yuhyi ve yümittir, yani hayatı ve ölümü veren odur.
Kur’an’ın hemen üçte biri Haşir konusudur.
Konumuzla alakalı birkaç tespit:
"Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
"Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin numunelerin ve gölgelerin asıllarını, menbalarını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'id ile tazip etme. Sana müştak ve müteşekkir şu mutî raiyetini başı boş bırakıp idam etme."
Demek, bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller, saadet sarayları ve zindanlar onları bekliyorlar.
"Hazırlanınız; başka, daimî bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. Padişahımızın makarr-ı saltanatına gidip merhametine, ihsanlarına mazhar olacaksınız. Eğer güzelce bu fermanı dinleyip itaat etseniz. Yoksa isyan edip dinlemezseniz müthiş zindanlara atılacaksınız."
Hem anlarsın ki insan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir.
Hem haşr-i cismanî meselesinde, hükemadan İbn-i Sina gibi meşhur bir dâhînin "Haşir naklîdir, iman ederiz; akıl bu yolda gidemez." dediği bir hakikat, Risale-i Nur Külliyatında hem umumun istifade edebileceği emsalsiz bir tarzda, Kur'an'ın feyziyle aklen ispat edilmiştir.
Hayr-ı Mutlak'tan hayır gelir, Cemil-i Mutlak'tan güzellik gelir, Hakîm-i Mutlak'tan abes bir şey gelmez.
Sözler-Onuncu Söz’den
Bir zaman, küçüklüğümde hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden "Âh!" çekti. "Cehennem de olsa beka isterim." dedi.
Hem sakın zannetme ki haşri iktiza eden esma-i İlahiye, bahsettiğimiz gibi yalnız Hakîm, Kerîm, Rahîm, Âdil, Hafîz isimlerine münhasırdır. Hayır, belki kâinatın tedbirinde tecelli eden bütün esma-i İlahiye, âhireti iktiza eder, belki istilzam eder.
Kur'an'ın hemen üçten birisi haşirdir ve ekser kısa surelerinin başlarında gayet kuvvetli âyât-ı haşriyedir. Sarîhan ve işareten binler âyâtıyla aynı hakikati haber verir, ispat eder, gösterir. Mesela
Güneş dürülüp toplandığında * Ey insanlar, Rabbinizden korkun. Kıyâmet gününün zelzelesi, muhakkak ki pek büyük birşeydir. * Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntıyla sarsılır. * Gök yarıldığı zaman. * Gök yarıldığında. * Onlar birbirlerine neyi sorup duruyorlar? * Dehşeti her şeyi kaplayan kıyâmetin haberi sana geldi mi?
(Tekvir Sûresi, 81:1. 2 * Hac Sûresi, 22:1. 3 * Zilzâl Sûresi, 99:1.4 * İnfitar Sûresi, 82:1. * İnşikak Sûresi, 84:1. * Nebe' Sûresi, 78:1. * Gâşiye Sûresi, 88:1.)
gibi otuz kırk surelerin başlarında bütün kat'iyetle hakikat-i haşriyeyi kâinatın en ehemmiyetli ve vâcib bir hakikati olduğunu göstermekle beraber, sair âyetler dahi o hakikatin çeşit çeşit delillerini beyan edip ikna eder.
Evet, madem ezelî, ebedî bir Allah var; elbette saltanat-ı uluhiyetinin sermedî bir medarı olan âhiret vardır.
Elhasıl, madem Allah var, elbette âhiret vardır…
Netice: Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler, dâr-ı bekada ve cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır, âmennâ…
Sözler-Onuncu Söz’den faydalanılmıştır.
"İman eden ve iyi işler işleyen mü'minlere beşaret ver ki altında nehirler akan cennetler onlarındır. O cennetlerden bir meyve yedikleri zaman; bu, bundan evvel yediğimiz meyvedir derler. Birbirine benzer bir surette rızıkları getirilip verilir. Ve o cennetlerde onlar için temiz kadınlar vardır. Ve onlar o cennetlerde de daimî bir şekilde kalacaklardır." Bakara 2:25
Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak Cenab-ı Hakk'ın ebedî ve sermedî olan "Dârü's-selâm" menziline davetlisi olan mahlukatın içtimaları için bir han ve bir bekleme salonudur.