Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan saldırılar hepimizi üzdü. Kahrolduk, inanın ne diyeceğimi bilmiyorum. Bir okulda, çocukların olması gereken bir yerde böyle bir olayın yaşanması kabul edilebilir değil. Ama sadece üzülmek yetmez. Bu olayların neden olduğunu açık açık konuşmak gerekiyor.
Bugün çocuklar ne izliyor, ne görüyor, neye özeniyor, buna bakmadan bu sorunu çözemeyiz.
Televizyonu açıyorsun, adam öldürmek sıradan bir olay gibi gösteriliyor. Dizilerde şiddet, ihanet, aldatma normalmiş gibi sunuluyor. Bir dönem insanlar dizi karakterlerini örnek alıyordu, şimdi bakıyorsun gençler kendine rol model olarak mafya tiplerini seçiyor. Güçlü olmak demek, karşısındakini ezmek sanılıyor.
Gündüz kuşağı programları ayrı bir problem. Aile diye bir şey kalmamış, herkes özel hayatını ekranlarda anlatıyor. Kim kiminle ne yapmış, kim kimi aldatmış… Bunlar saatlerce konuşuluyor. Üstelik bunu yapanlar ne polis ne savcı ama insanları yargılıyorlar. Çocuk da bunu izliyor. Sonra biz o çocuktan sağlıklı bir bakış açısı bekliyoruz.
Sosyal medyayı zaten konuşmaya bile gerek yok. Orada doğru değil, dikkat çeken kazanıyor. Para için, takipçi için her şeyin yapılabildiği bir ortam var.
Ama işin en önemli kısmı şu: Bu olaylardan sonra kimse sorumluluk almıyor. Bir tane yetkili çıkıp “biz burada hata yaptık” demiyor. Bakanından milletvekiline kadar kimse “ben bu işin sorumlusuyum” demiyor. Herkes susuyor, konu kapanıyor.
Gelelim en kritik noktaya: Aile.
Bugün birçok anne baba çocuğunu sadece okula göndermeyi yeterli görüyor. “Harçlığını verdim, okula gitti, gerisi beni ilgilendirmez” anlayışı var. Bu doğru değil. Çocukla ilgilenmeden, konuşmadan, ne yaptığını bilmeden onu yetiştiremezsin.
Yanlış bilmiyorsam Asya’da bazı ülkelerde — Çin’de ya da Japonya’da — çocuk bir suça karıştığında sadece çocuk değil, anne baba da sorumlu tutuluyor. Yani devlet şunu söylüyor: “Bu çocuğu sen yetiştirdin.”
Bizde ise tam tersi bir rahatlık var.
Çocuğun kimlerle gezdiğini bilmiyorsun, nerelere gittiğini bilmiyorsun, ne izlediğini, ne yediğini, ne içtiğini takip etmiyorsun…
Ama iş kötü bir noktaya gelince herkes şaşırıyor.
Yıllar önce “bu ülkede kadınlarımız eğitimli olmalı” diye bir yazı yazmıştım. Ama bu söz çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Kadınların eğitimi sadece meslek sahibi olmaları için değildir.
Bugün birçok aile kız çocuklarına şunu söylüyor:
“Oku kızım, bir meslek sahibi ol, yarın evlendiğinde kocanın eline bakma, dik dur.”
Bu düşünce eksik bir düşünce.
Kadın sadece öğretmen, doktor, hemşire olsun diye okutulmamalı. Ya da sadece “ekonomik olarak güçlü olsun” diye değil. Kadın; yarının annesi, bir ailenin temel direği, toplumu şekillendiren en önemli unsurlardan biridir.
İyi yetişmiş bir anne, iyi yetişmiş bir nesil demektir.
İyi bir kardeş, iyi bir abla, iyi bir teyze… Bunlar küçümsenecek roller değil, tam tersine toplumun temelidir.
Eğer biz çocukların nasıl yetiştiğini konuşuyorsak, bu işin en büyük yükü de burada ortaya çıkıyor.
Çocuk evde ilgi görmezse başka yerde arar. Televizyonda bulur, internette bulur, sokakta bulur. Sonra da o gördüklerini taklit eder.
Bir diğer mesele de okul güvenliği. Bugün herhangi bir devlet kurumuna girerken güvenlikten geçiyorsun. Ama okullarda aynı ciddiyet yok. İsteyen rahatça girip çıkabiliyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Okullarda en azından temel bir güvenlik sistemi olmalı. Bu hem önlem olur hem de caydırıcılık sağlar.
Sonuç olarak, bu çocuklar bir günde böyle olmadı. Bu ortamda büyüdüler. Gördüklerini, izlediklerini, yaşadıklarını yansıttılar.
Eğer gerçekten çözüm istiyorsak, önce sorumluluğu kabul edeceğiz. Aileler, yetkililer, medya… Herkes kendi payına düşeni görmek zorunda.