Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Huzur ve Saadetin Kaynağı

Dünyada huzur ve saadetin kaynağı iman ve ibadettir.
Saadet, kelime olarak, mesut ve mutlu olmak manasındadır. İlâhî Fermanda da haber verildiği gibi “Kalbler ancak Allah’ı anmakla tatmin olur,” O’nun ile saadete erer (Ra'd Suresi, 28).
Dünyanın bütün meşru lezzetleri fanidir ve ebedî alem için yaratılan insan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, devamlı surette bu dünyaya gelenlerin ahirete gitmesi şahittir. Ve gençlerin ihtiyarlaşması şahittir. Ve insanın devamlı surette sona erme ve ayrılıkta yuvarlanması şahittir.
Saadet nasıl tarif edilebilir?
‘Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve farzlarla zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.’
Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa dünyevî bir lezzette çok elemler, üzüntüler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Bu dünyada hakiki saadet Kur'an ve peygamberlik nuru ile kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki ebedi saadeti kazandırmak ve vesilelerini elde etmektir.
Kur’an, ahiret hayatının varlığını ve buna dair delilleri öyle bir kesinlikle izah ve ispat etmiş ki, inkâr edilip yok sayılması aklen mümkün değildir.
İnsanlık, ölüm ötesi hayatı, yaratılış gayesini, Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarını, emir ve yasaklarını, kâinatın ne mana ifade ettiğini sadece akılla anlayamaz. Allah’ın kitabı olan Kur’an, aklın bu gibi derin mevzularını idrak etmesini kolaylaştırıyor, ahireti insanlığın önüne açılmış büyük bir İlâhî ihsan olarak koyuyor.
İnsanların davası iman davasıdır, iman davası ise güneşten daha parlak, cennet gibi güzel ve ebedi saadet gibi şirindir. Bu yüzden iman davasında çekilen sıkıntı ve kederler yüzünden şikâyetçi olmamak gerekir deniliyor.
İmanla kabre girmek davası kainatta her şeyden daha değerli daha üstün daha faziletlidir ve bu uğurda çekilen sıkıntılar ise şikayet edilecek değil iftihar edilecek sıkıntılardır. Zira Allah için çekilen sıkıntılar manevi olgunlaşmada ve ebedi saadeti kazanma konusunda en önemli vesilelerdir.
“Kur’ân-ı Kerîm'in hedef ve gayesi "Ebedi saadettir.”
Kur’ân'ı okuyan kimse, Kur’ân'ın iman edenleri ebedî saadete sevk ettiğini görür. Kur’ân'ı dinleyen ve hayatını Kur'ânî istikamette tanzim edenler, hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında mesut olurlar.
Dünyada insan ne kadar mutlu olsa da Kur’ân'dan ve Kur’ân'ın vaad ettiği ebedi saadetten mahrum ise, birinci mevkide seyahat eden, ama gittiği yerde idam edilecek olan adamın durumuna düşer. Kur’ân-ı Kerim ise kendisine tabi olanlara hem dünya hem de âhiret saadetini kazandırıyor.
İki dünya saadeti imana, tevhid inancına ve onun meyveleri olan teslim ve tevekkül şuuruna bağlıdır. Bu şuurun inkişafı nispetinde saadetten alınacak pay da artış gösterir. 

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül iki dünya (dünya ve ahiret) saadetini gerektirir.” (Sözler)
“Her hayır Allah’ın elindedir” diyen bir mümin, bu dünya ve öte dünya için ne hayır talep ediyorsa, onun şartlarını yerine getirir ve Allah’a tevekkül etmekle huzur bulur. Her iki âlemin saadeti de tevekkül ile mümkündür.

Tevekkül, Allah’ı vekil bilmek demektir. Bu, imandan gelen bir teslimin neticesidir. Allah’a teslim olanlar O’na tevekkül ederler. Teslim de tevhidden kaynaklanır. Bütün âlemlerin Allah’ın mülkü olduğunu ve O’nun tasarrufunda bulunduğunu bilen bir insan, elbette Ona teslim olacaktır. 

İnsan, iman ile Rabbine bağlanır. Böylece, sahipsiz ve himaye edicisiz olmayışın zevkini tadar. Allah’ın kulu ve eseri olmanın ruha verdiği sevinç hiçbir dünyevî lezzetle kıyasa girmez. 



Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Sıtkı Göksu Arşivi