Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Prof. Dr. Sıtkı Göksu

21. Yüzyıl Yönetici Özellikleri

Dünyada en çok yayın liderlik ve yöneticilik konusunda yapılır. Buna rağmen dünyada en yaygın olan şey kötü yöneticiliktir. Bunun siyasette, sivil toplum örgütlerinde, sporda, iş hayatında ve baktığımız her alanda çok sayıda örneklerini görürsünüz. En önemli sebebi: Esas olarak ve bu kadar yayın olarak, bu kadar bilgi olan bir yerde yine de kötü yöneticiliğin egemen olmasının en önemli sebebi işin felsefesiyle ilgilidir. Hangi alanda olursa olsun felsefesini bilmediğimiz bir işin ancak teknisyeni oluyoruz. Bu ister tıp gibi, ister mühendislik gibi, hukuk gibi çok yoğun eğitim gerektiren alanda da olsa böyle, felsefesini bilmediğimiz bir işin teknisyeni oluyoruz. Bu hem yöneticilik hem öğretmenlik için bütünüyle geçerli olan bir ilke.

Yöneticilik ve liderlik birbirinden farklı. Geçmişte çok tartışıldı yönetici şunu yapar, lider bunu yapar diye. Lider dağların üzerinden geçer, yönetici dağların içinden geçer şeklinde bir sürü fikirler ileri sürüldü ve tartışıldı. Ama yöneticiliği ve liderliği birleştiren çok temel ortak bir nokta var: O da yöneticinin de, liderin de başarısı birlikte çalıştığı insanların başarısına bağlıdır, performansına bağlıdır, yarattığı ve ortaya çıkardığı sonuçlara bağlıdır. Hiç bir takım düşünemeyiz ki hoca harika ama takımda iş yok. Öğretmen çok iyi ama sınıfında iş yok. Komutan çok başarılı ama birliğinde iş yok. Bu söylenmez. Yöneticinin, hocanın, komutanın, liderin başarısı birlikte çalıştığı insanların başarısına bağlıdır.

O zaman mesele o insanları bir hedef doğrultusunda harekete geçirebilecek, bir yolun yürünmeye değer olduğunu ikna edebilecek ve niye onunla beraber yürüdüğümüz konusunda ilham verecek insanlara ihtiyacı var. Bu en küçük birimler olduğu gibi en büyük birimler için de geçerli. Önemli olan bu ilişkiyi kurabilmek, yönettiği kişilerle bu bağı kurabilmektir. Çağdaş yöneticilik açısından baktığımız zaman bugün herkesin bir yönetim anlayışı var. Bu yönetim anlayışı aldığı eğitimden, okuduklarından, gördüğü örneklerden kaynaklanıyor. Ne yazık ki bunların hemen tümü dünün ve bugün hâlâ geçerli olmayan, bugünkü koşullara cevap vermeyen tarzların uzantısı. Dolayısıyla dün geçerli olan ilkelerle, öğrendiklerimizle yarının dünyasını hazırlayacak olan insanları yönetmemiz gerçekçi değil. Neler bunlar:

Birincisi: Yöneticilerin geçmişte korkulan, ürkülen veya en azından çekilinen kolay yanına yaklaşılmayan insanlar olduğu yönündeydi. Oysa bugün yöneticilerden beklenen ilk ilke yaklaşılabilir olmak. Yaklaşılabilir olmak insanların saklandıkları, korktukları, hatalarını gizledikleri değil, tam tersine hatalarını da ortaya koyabildikleri ve hataları bir öğrenme fırsatı olarak gördükleri bir iklim yaratılmasına imkan sağlar. Bunu yapmazsak, eğer bu yapılmazsa mesafe ve uzaklık olursa insanlar hatalarını gizlerler, yalan söylerler ve en önemlisi sorumluluk almazlar.

Yöneticilerle beraber olduğumuzda onlardan duyduğumuz en sık yakınma, şikayet "Kimse sorumluluk almıyor." Bunun arkasında insanların hatalarından ötürü kınanmaları, ayıplanmaları, topluluk içinde küçük düşmeleri, kaygıları yatıyor. Kısacası yaklaşılabilirlik çok önemli.

İkincisi ise: Geçmişte yöneticinin bir otoritesinin olması ve o otoriteyle yönetmesi beklenirdi. Şimdi burada otoritenin kaynağı değişti. Geçmişte otorite gücü temsil ediyordu. Oysa bugün otoriteyi, gücü temsil eden kavram bilgi. Dolayısıyla güçle değil, anlam duygusuyla yönetmesini bekliyoruz yöneticinin. Anlam duygusu nereden kaynaklanıyor? Yöneticinin misyonundan kaynaklanıyor. Biz bu işi niye yapıyoruz? Sabahleyin yatağımızdan niye kalkıyoruz? Yani bir öğretmenin sınıfa ben dersimi en iyi şekilde anlatmak için hazırlanıyorum demesi önemlidir ama daha önemli olan "Ben yarının Türkiye'sini inşa edecek olan gençleri yetiştirmek için bu sınıfa giriyorum." demesidir. Bu genel bir ifade gibi gözükebilir ama değil. Niye değil? Çünkü öğrendiklerimizi unutuyoruz, kaçınılmaz olarak. Neyi hatırlıyoruz? Bir, o kişi karşısında kendimizi nasıl hissettiğimizi; ikincisi de o kişinin işler yolunda gitmediği zaman verdiği tepkilerden kendimize bir örnek alıyoruz. Dolayısıyla eğitmek doğru tepki vermektir. İşler yolunda gitmediği zaman özellikle hoşumuza gitmeyen şeyler olduğu zaman. İşte o noktada güçle değil anlam duygusuyla yönetmek büyük önem taşıyor.

Çağdaş yöneticilik açısından baktığımızda üçüncü özellik: Birleştiricilik. Çağdaş yönetici neyi birleştirir? Bir kere farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarını birleştirir, kıdemli olmayı yaşlı olmayı bir avantaj gibi görmediği gibi bir kusur olarak da görmez. Veya genç olmayı büyük bir meziyet olarak görmediği gibi kusur olarak da görmez. Dolayısıyla yaş gruplarının arasındaki geçişi sağlayacak birleştiriciliği sağlamak yönetici açısından çok değerlidir. Bu birleştiriciliği başka alanlarda da düşünebiliriz. Örneğin farklı siyasi görüşler, farklı dünya görüşleri.

Dördüncü özellik ise: Geçmişte yöneticiler iyi konuşan, hitabeti güçlü kişilerdi. Bu günkü yöneticilerin temel özelliği, ağır basan özelliği güçlü hitabetten çok doğru soruyu sorması ve dinlemesi. Dolayısıyla doğru soruyu soran ve dinleyen bir yönetici daha sonra söyleyeceği ilk söyleyeceğinden daha etkilidir. O sebeple kendi sesine âşık, durmadan konuşan etrafındakilere söz vermeyen, her söylediği sözü kanun zanneden yöneticilerin devri geçmiştir.

Bu özellikler çerçevesinde baktığımız zaman görüyoruz ki bunların hepsi her biri geliştirilebilir özelliklerdir. Ama arkasında ne var? Kendi söylediğinden kendi düşündüğünden şüphe etme fikri var ki bu başkasının söylediğine neresi doğru diye düşünmesine yol açacak şekilde dış dünyadan gelen bilgilere açık olma ihtiyacından kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu günün yöneticileri etrafa korku veren, insanlarda çekinme ve uzaklaşma duygusu sağlayan, güçle yöneten, kendi sesine âşık yöneticiler değil anlam duygusuyla yöneten birlikte çalıştığı insanların farklılıklarını zenginlik olarak işin yapılmasına, yönetim anlayışına yansıtan, insanları dinleyen ve onlara anlam duygusu veren yaklaşılabilir yöneticileridir.

Not: Bu yazı Prof. Dr. Acar BALTAŞ hocamızın konuşmasının Kemal Türk tarafından çözümlenmiş hâlidir.

Sonuç olarak “kavmin efendisi ona hizmet edendir.” Hadisi sırrınca yöneticilik de hizmetkarlıktır. İnsanlar diğer insanların gayreti ve fedakarlığı İle bir hedefe varırlar. Başarının şartı ekip çalışmasıdır. Üç adet bir (1) harfi sayısal olarak yan yana geldiğinde kıymeti, değeri üçtür. Aynı çizgi üzerinde bir araya gelir, omuz omuza verirse, sayısal değer olarak tam dayanışma sonucu 111 (yüz onbir) kuvvetinde olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Prof. Dr. Sıtkı Göksu Arşivi