Medine: Haremeynin güzeli, vefanın eşiği

Hepimiz biliriz ki, Hz. Muhammed Mekkeliler tarafından bir türlü kabul görmeyince tebliğ vazifesini gerçekleştirmek üzere başkaca şehirler aramış; bu noktada da Medine şehri samimi bir hareketle Akabe’de İslam’ı kabul ve Hz. Muhammed’i ve diğer Müslümanları, her türlü baskıdan koruyacaklarına dair yemin etmişlerdir.

Biraz oturup baktığımızda; Mekke’nin biraz dışında kuytu bir vadide, amcasının yanında, dünyanın yükünü bir başına omuzlamaya çalışan Hz. Muhammed’in güneş söktükten sonra hayli kalabalık bir Medineli Müslüman güruhuyla Medine’ye göç etmek üzere anlaşması belki de tarih için en dehşetli ve bir o kadar da sessiz bir dönüm noktasıdır.

Kendi akrabalarından ve şehrinden destek bulamayan bir adamın Allah’tan başka güvenecek bir şeyi kalmadığından ötürü, vadiyi dolduran Arapça yeminlerin eşliğinde hicret etmeye karar vermesi şüphesiz insanın tüylerini ürpertmektedir.

Belki de Hz. Muhammed’i anlamak istiyorsak, o dönem hakkında yorum yapma arzusundaysak; vahiy kısmının uhrevi boyutundan ziyade kişi üstünde doğurduğu psikolojik etkileri göz önünde bulundurarak bir düşünüş içinde bulunmalıyız. Kim derdi ki; yetim ve öksüz ve hatta dünyanın ücra köşelerinden bir çocuğun hür bir şekilde çığlık atıp dünyayı değiştireceğini ve kendisine en az kendisi kadar güzel bir şehri ikamet olarak belirlediğini… Kuşkusuz O, denenmeyen bir yolu tüm güvenci ve isyanıyla seçen ve kendi ilkeleri için güvenli bir liman inşa eden birisiydi.

Pekala nedir bu şehrin gizemi, nerededir hikmeti? Daha önce kimsenin fark etmediği Medine’yi, Hz. Muhammed nazarında bu kadar vazgeçilmez kılan neydi?

Belirtmek gerekir ki, Medine’nin eski adı da duruşu da hayli farklıydı. Kimi kaynaklara göre Babil Sürgünü kimilerine göreyse Roma Fethinden beri Yahudiler, Medine’de mevcut bulunuyorlardı ve hatta sayıları da siyasi güçleri de asla küçümsenecek değildi. Onlar da diğer pek çok kişi gibi bir işareti bekliyordu, göklerin yarılırcasına rahmet boşaltacağı son peygamber için hazırlık yapıyorlardı. Ama kimse ummazdı ki payelerin en büyüğü, asla sivrilmeyen ve hırsları olmayan kimsesiz bir çocuğun payına düşsün. Hatta o çocuk ki, kendisine ilk vahiy geldiği vakit annesini kaybetmiş bir çocuk gibi koştursun ve şoka uğrasın. Kolay mıydı ki, bu olay?

İlk adı kurucusundan ötürü Yesrib olan Medine, ne göç yolları üstünde ne de ticaret rotalarında bulunuyordu. Yoğun bir dini merkez de olamayan Yesrib hakkında, belki de zamanın ta kendisi kadar eski bir kehanet vardı. Son peygamber, vahyin son muhatabı, insanların en fevkaladesi, şehirlerin şehri ve özellerin özeli Medine’de var olacaktı.

Yahudilerin, şehirdeki Arap kabileler vasıtasıyla bastırılması ve daha sonra Arap kabilelerin arasının açılmasıyla şehirde büyük bir kıyam çıkacak, her taraf birbirine düşman kesilecektir. İşler ancak iki dostun buluşması ile çözülecek, ne zaman ki Peygamber Yesrib’e ulaşacak o zaman güzel vakitler başlayacaktır.

Peygamber, ilk iş olarak nifak anlamına gelen Yesrib isminin yerine Medine isminin kullanılmasını öğütleyecektir. Bu faaliyet olarak baktığımızda onun güzel isme ne derece aşık olduğunu ve hatta Şehre hakkını verdiğini görebiliriz.

Dünya, daha önce çok daha büyük şehirler görmüştür ama asla bir adamın yalnız başına ve tüm cehalete rağmen inşa ettiği yeni ve cesur medeniyetini, bir tenhaya kondurmasına tanık olmamıştır. Hz. Muhammed İslam dünyasına kent yaşantısının eğitim, ticaret, düzen ve güvenlik alanlarını nasıl muhteva ettiğini gösterircesine; şehir anlamına gelen Medine ismini seçmiştir kullanmak için.

Bu tercih çok da isabetlidir çünkü Şehir ki dalga dalga büyüyen yeni hissiyatın merkezidir, tebliğin kalbidir, dünyalarının gözbebeğidir. Şehir ki, İslam geleneğinin doğmasına tanıklık etmiştir. Denilir ya Hz. İbrahim Mekke’yi, Hz. Muhammed ise Medine’yi Harem yapmış ve iki kutsal ve dokunulamaz bölgenin kurucuları olacaklardır.

Yazıktır ki Dört Halife Döneminin ardından Emevi Hanedanı, kendilerinin şaibeli yollarla elde ettikleri iktidarlarına karşı Medine’yi bir tehdit olarak görmüşlerdir. Haklılardır da çünkü Medine tüm yozlaşı ve hırsa karşı, Hz. Muhammed’in mirasını simgelemektedir. Hala Medine’de yaşayan ileri gelen Müslümanlar, Emevilerin Asr-ı Saadete aykırı uygulamalarına karşı çıkacak ve fakat Emeviler işlerini silah zoruyla göreceklerdir.

Yine de anlattıklarımız Medine’nin esrarını anlamak için yetersiz kalır, çünkü O ki öyle geçiştirilecek veya kendisinden azametle ve çekinerek bahsedilmeyecek gibi değildir.

Belki de işin özü, diğerlerinin sahip olup da Medine’nin sahip olmadığı şeyleri görmek yerine tıpkı Hz. Muhammed gibi bakmaya çalışarak Medine’de olup da diğerlerinde asla olamayacak güzellikleri fark etmektedir. İşte böylece, hürmet ve vefa doğacaktır içimizde.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Aykut Demir Arşivi