Neden yalan söyleyeyim, memleket özlemim her geçen gün artıyor… Nedenini tam olarak bilemesem de, bazı gerekçelerimin olduğu doğru. 20 yaşında koptuğum memleketimi gerçekten de çok ama çok özledim. Gidebileceğim zamanlar oluyor arada, ama yapamıyorum. Ya param olmuyor o an, ya da zamanım… Maalesef bu iki kavramı asla ve asla denk getiremiyorum. Hani derler ya; “Atı verirse meydanı vermez, meydanı verirse atı vermez” diye… Benimkisi de tam da bu hesap işte… Olsun ama yine de umudumu yitirmiyorum.

 

1992 yılında terki diyar eyledim ben memleketimi. Bıyıklarım terleme evresini henüz tamamlamış, ergenliğimin son evreleriydi. O vakit kafama koymuştum… Memleketim adeta bana dar geliyordu. Kendimi aşmamın tek yolu ise memleketimden kopmaktan geçiyordu. O yıllarda öyleydi işte…

 

Çok kabiliyetli bir çocuktum. Ergenlik döneminde bu özelliği daha bir öne çıkmaya başladı. Kimse bana araba kullanmayı öğretmedi mesela. Kendim öğrendim. Kimse bana müzik aletlerini çalmayı da öğretmedi. Doğuştan yetenekliydim bu konuda. Bir şarkıyı bir kez dinlemem yetiyordu. Sonrası malum. Nakış gibi işliyordum udumun perdesiz tellerine… Allah vergisi işte ve bunun gibi birçok şeyi kendim yapabiliyordum.

 

Küçüklüğümden beri özellikle müziğe olan ilgim vardı ve bu her geçen gün artan bir dürtüye dönüştü. Baktım baba mesleğini yapmakta direniyorum, sevdiğim işi yapmayayım mutlu olayım diye düşündüm.

 

Akıl bu ya, o yıllarda dengesiz oluyor insan. Zar zor liseyi bitirmiş, bir an kendimi boşlukta hissetmiştim. Baba mesleği de beni tatmin etmeyince, rotamı İstanbul’a çevirmiştim. İlla gidecektim. ‘Ama’sı’ ‘ya da’sı yoktu bu işin. Olacaktı.

 

İstanbul maceramdan önce prova yapmam gerekiyordu. Yalova bunun için çok önemli bir destinasyondu. Yeni memleketime 1 saatlik mesafede bulunuyordu. Kaldı ki; 20 yaşına kadar da bu kenti ilmek ilmek dokumuştum. Yani bildiğim bir şehirdi, kaybolmam imkansızdı.

 

Harika doğası ve tertemiz havasıyla birçok hemşehrimizin gönlünde taht kuran, sonrasında ise çoğunun yerleştiği kentti burası. Yaz aylarında unutulmaz anılar biriktirdiğim kent Yalova...

İstanbul kararı öncesi birkaç kez gidip geldim ve kaldım ikinci memleketimde… Çok güzel yılları geride bıraktım Yalova’da. Arkadaşlarımla geçirdiğim zamanları tarif bile edemem. Güzel insanların şehri oldu benim için.

 

Üç beş Yalova denemelerim sonrası artık hazırdım büyük göçe. İstanbul beni bekliyordu çünkü. Elbette bu ani kararım ailemde biraz endişe bırakmıştı. Ancak yaşım 20, kabıma sığmıyorum… Aklım o yıllarda memleketimde değil de hep İstanbul’daydı. Sonrasını zaten biliyorsunuz. Udumu kaptığım gibi soluğu yedi tepeli şehrimde aldım. Yani üçüncü memleketimde… Gaziantep ve Yalova ikilemesinde biriktirdiklerimle artık üçüncü memleketim olan İstanbul’daydım. Artık ekmeğimi İstanbul’da kazanıp, bu memleket için çalışacaktım… Öyle de oldu.

 

Kolay değil 28 yıl. Yani ben bile inanamıyorum bu kadar zamandır bazılarımız için ‘acı vatan’ olan İstanbul’da yaşadığıma… Babamın “Evladım ben 15 yıl İstanbul’da yaşadım” demesinin üzerine 13 yıl daha eklemişim. Açıkçası 20’lik delikanlı ile yaşımdan büyük işlere kalkılmışım…

Buraya kadar tamam… Çok şükür bir sorunum da yok yaşadığım şehirle ilgili, ama peki bu memleket hasreti ne olacak? Hadi geldik yedik içtik, yaşadık ve yaşlanıyoruz. Memleket özlemini nasıl dindireceğiz? Orası hala meçhul! Bekleyip göreceğiz…

 

Sağlıklı bir hafta diliyorum