Keşke her şey bizim istediğimiz zaman olabilse. Mesela bize sorsalar ne zaman dünyaya geleceğimiz ya da ne zaman hayata gözlerimizi yumacağımızı… Hani hayat iki nefes derler ya biri doğarken diğeri ölürken… Aynen o hesap bizimkisi, ama ne doğarken ne de ölürken bize soran olmaz. Vakti gelince yaşanır bu dünya ve ahiret günleri…

 

Karamsar başladım sanki bu haftaki yazıma, ama gerçekleri de kimseden saklayamayız değil mi? Hepimiz yaşıyoruz bunları ve hep bir şeylerin bizim arzuladığımız vakitte gerçekleşmesini bekleriz. Keşke olabilse…

 

Bazı şeyler kaderimizdir, bazıları ise kader yolunda karşımıza çıkan karar mekanizmaları. Son tahlilde karar bize aittir ve neticesine de bizler katlanırız… Örnek vermek gerekirse;

 

Doğum bir kaderdir mesela ve hangi ailede doğacağın da… Aile faktörü elbette önemlidir, fakat inanın bana iyi insan olmak bizim elimizde. Berbat bir ailede bile gözlerimizi açsak, şartlar bizi kötülüğe itse de, iyi olmak kaderin değil tercihin olur…

 

Meslek seçimimizde de bu böyledir. Üniversite sınavına girersiniz, kazanırsınız, okursunuz da… Ancak hangi mesleği yapacağınız sizin tercihinizdir. Kimisi işletme okur baba mesleği olan kebapçılık işini devam ettirir, kimisi tıp okur ama müzik yönü ağır basar, şarkıcı olur. Örneklerini görüyoruz etrafımızda… Yapmak istediğin mesleğin okulunda okursun, ama yaptığın işle genellikle örtüşmezsin. Bunu bazen olumlu kılar, bazen de isyan edersin. Sözün özü; karşımıza birçok fırsat çıkmasına rağmen kendi tercihimizi yaşarız genellikle… Tabi vakti gelince…

 

Gerçekten de öyle. Vakti gelmeden hiçbir şey olmuyor hayatımızda ya da yaşayamıyoruz. En somut örnek… Depremde hayatta kalmayı başaran insanların, aynı zaman diliminde balkondan düşerek yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Ya da kazada ölmeyen birilerinin, aynı zaman içerisinde, hastaneye götürülürken, bu kez ambulansın kaza yapması sonucu öldüğünü…

 

En basit örnek mesela geçen hafta benim başıma gelen… İlk kez hastane randevuma erken girme şansım oldu. 09.10’daki buluşmamdan yarım saat kadar önce doktorun kapısında buldum kendimi. O kadar mutlu oldum ki; yüzümde gülücükler açıyordu sevinçten. İzin istedim ve daldım odasına… Muayene oldum, ilaçlarım yazıldı, teşekkür ettim ve çıktım… Doğru eczaneye…

 

Mutluyum çünkü işe geç kalma durumumda ortadan kalkıyordu bir şekilde. Eczacı genç kardeşime verdim reçetemin yazıldığı numarayı. Sisteme giriyor, ama yanıt alamıyor. Kaç kez denedi, fakat olamadı bir türlü… “Sorun nedir diye?” sordum, bilmesi mümkün değil. Çünkü verilen numara ile girilebiliyor benim SGK sistemime. 10 dakika kadar zaman aldı bu işlem. Saat oldu 08.55…

 

Maalesef tekrar hastanenin yolunu tuttum. Mesafe fazla değil, ama zaman kaybı yaşıyorum. Bir acele telaş doktorun odasına geldim. Sırada bekleyen hastalar var tabi. Tabelaya bakıyorum saat 09.05… Adımı görüyorum, ikinci sıradayım. Saatler 09.10’a geldiğinde, yani tam da vaktinde doktorun odasına girebiliyorum. Ne oldu bizim yarım saat. Uçtu gitti.

Ölüm ve doğum kadar gerçekçi gelmese de, hayatımız bizlere bazen tatlı sürprizler yapabiliyor. Biz istediğimizde değil ama… Vakti gelince…

 

Sağlıklı bir hafta diliyorum.