Şöhret insanların heves ettiği kavuşmak istediği bir durumdur. Ad yapma, nam, ün, şan, desinler, insanlar arasında çok tanınmak bilinmek, tarihe şanla, şerefle geçmek gibi hislerden oluşur.

Hani demişler ya dışı seni yakar, içi beni. Acaba şöhret çok istenen ve şahsa faydası olan bir şey midir?

Şöhreti şöhret-i kazibe diye adlandırıyorlar. Yani yalancı şöhret, geçici şöhret, yalancı dünyalık, fani şöhret, aldatıcı namdır.

Bir de şöhret hırsı vardır. Bu hırs yoluna insan haram-helal demeden her şeyi işler. Bu da insanı Allah muhafaza Cehenneme kadar götürür.

Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.

Şöhret gösteriş ve iki yüzlülüğün ta kendisidir. Ve kalbi öldüren zehirli bir baldır.

Ve insanı insanlara kul ve köle yapar. Yani, nam ve şöhret isteyen adam; halka kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyakârlık, dalkavukluk yapar. Yapmacık tavırlar takınır. O belâ ve musibete düşersen, "Biz Allah'ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz." Bakara Sûresi, 2:156. de, o belâdan kurtul.

Sapıklıkta, iktidarsızlar iktidar sahibi görünmeleri ve ehemmiyetsizler şöhret kazanmaları içindir ki bazı tavırlar takınırlar.

Kendini beğenerek satmaya çalışan, şöhretperest, riya eden (iki yüzlü) insanlar ve az bir şeyle iktidarlarını göstermek ve korkutma ve zarar verme yönünden bir mevki kazanmak için hak ve doğru yolda olan kimselere muhalefet vaziyetine girerler. Tâ görünsün ve dikkat nazarı ona çekilsin.

Ve iktidar ve kudretle değil, belki terk ve tembellikle sebep olduğu tahribat ona dayandırılıp ondan bahsedilsin. Nasıl ki böyle şöhret delilerinden birisi namaz kılınan yeri kirletmiş, tâ herkes ondan bahsetsin. Hatta ondan lânetle (beddua ile) de bahsedilmiş de, şöhretperestlik damarı kendisine bu lânetli şöhreti hoş göstermiş diye misal olarak söylenen meşhur söz olmuştur.

Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana mal eder. Şöyle ki:

Eğer istersen, meşhur Nasreddin Hocaya sor: "Bu garip sözler hepsi senin midir?"

Elbette sana diyecektir: "Şu sözler ciltleri dolduruyor. Epeyce ömür ister. Zira bütün sözlerim nadir, az bulunanlardan değildir.

Ben hocayım. Onların zekâtını da (yani onda birini) bana verseler razıyım ve kâfidir.

Fazlasını istemem. Zira zarifliğimi, inceliğimi tabiîlikten çıkarıp yapmacık harekete değiştirir."