Turizm, ekonominin lokomotif sektörlerinden biridir. Bacasız fabrikadır. En önemli istihdam yeridir. Ülkedeki cari açığın kapatılmasındaki en büyük silahlarımızdan birisidir.

Turizmin onlarca çeşidi olsa da turizm denilince akla ilk etapta deniz, kum ve güneş gelmektedir.  Her yıl yurt içinden ve yurt dışından on milyonlarca kişi Akdeniz ve Ege kıyılarına akın eder. Bu müthiş insan hareketliliğinin getirdiği ekonomik potansiyel de ülke ekonomisinde önemli yere sahiptir.

Türkiye’nin tüm kıyıları güzeldir. Her bölgenin kendine özgü güzellikleri vardır. Ancak, Mersin ince kumla kaplı uçsuz bucaksız kumsalları, denizi ve güneşi ile turizm potansiyeli açısından Antalya gibi şehirleri bile geride bırakacak niteliktedir. Hatta Mersin, tarihi ve doğal güzellikleri ile de büyük avantaja sahiptir. Şöyle ki, Mersin’den Anamur’a kadar olan kıyı şeridi antik kentler ve tarihi kalelerin yanında doğal güzellikleri ile de tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştır.

Ancak ne yazık ki, bugün Mersin turizm alanında rakiplerine yani Antalya ve Girne gibi şehirlere göre çok geride kalmıştır. Geçtiğimiz hafta Erdemli-Silifke arasındaki turizm merkezlerindeydim. Pandemi sürecine oranla kalabalık fena değildi. Ancak, gelenlerin büyük çoğunluğunu günübirlikçiler oluşturuyordu. Tesislerin kapasitelerinin önemli bölümü atıl vaziyette duruyor. Tabi kapasite düşünce fiyat da hizmet kalitesi de düşüyor. Mesela, Kızkalesi’nde üç kişinin kalabileceği bir odayı 100 ile 150 lira arası fiyatlarla satan oteller var. Fiyatlar bu kadar dibe vurmuş durumda. Bu fiyatlarla kaliteli hizmeti bırakın hizmet verebilmek bile mümkün değil.

Denizi ile kumsalları ile tarihi ile doğası ile belki de dünyada turizm sektörü açısından en avantajlı iller arasında yer alan Mersin’de turizm potansiyelini harekete geçirmek, ülkemizin en büyük sorunlarının başında gelen işsizliğin ve cari açığın azalmasına, dolayısıyla kalkınma ve refahımıza olumlu katkı sağlayacaktır.

Mersin’de turizmi geliştirmek için öncelikle kamu ve özel sektör koordinasyonu gerekiyor. Şehrin ortak aklı harekete geçirmesi gerekiyor. Yerel yönetimlerin, mesleki kuruluşların ve sektör temsilcilerinin ortak akılla orta ve uzun vadeli planlar yaparak kentin turizminin geleceğine yön vermesi gerekiyor. Elbette bunu başarmak için Ankara’nın yani Hükümetin de desteğini almak şart.

Örneğin ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Antalya yöresinin gelişiminde özel sektör öncü olmuş ama özel sektör bunu kamu tarafından sağlanan teşvikler ve kolaylıklarla başarmıştır. Bu nedenle Mersin turizminin ayağa kalkması için kamu desteği kaçınılmazdır.

Yabancı turistler özellikle de Avrupalılar genelde Antalya yöresini tercih ediyor. Mersin de sahilleri, doğası ve ikliminin Antalya’ya benzerliği ile Avrupalı turistleri kolaylıkla çekebilir. Mersin ayrıca coğrafi konumu ve demografik yapısından dolayı da Ortadoğu ülkelerinden gelecek turistler için bir çekim merkezi olabilir.

Ortadoğu’nun yanında Uzakdoğu da Mersin için çok önemli bir hedef pazar olabilir. Özellikle Çin’in Türkiye’yi resmi turizm bölgesi kapsamına alması Mersin yöresi için çok büyük fırsatlar doğurabilir.
Tabi bu hedeflere ulaşabilmek için koordinasyon çok önemli. İlgili kurum ve kuruluşların elini taşın altına koyması gerek. Ortak aklı harekete geçirmek şart. Kentin buna hazır olması da önemli. Şehirde yaşayanların ortak hedefleri sahiplenmesi ve yediden yetmişe herkeste turizm bilincinin oluşması çok önemli. Bunlar yapılırsa Mersin turizmi süper lige çıkarken, ülke ve bölge ekonomisine de büyük katkı sağlanır.

Mutlu haftalar dileğiyle…