İnsanlar bozuk para gibidir. İki seçenek vardır; yazı ya da tura. Bir yüzünü kendi gösterirken bize diğer yüzünü zaman gösterecektir. (Oğuz Atay)

Doğruluğunu tartışmıyoruz, bazı şeylerin, gerçek doğruyu bulmaya çalışıyoruz... Gerçek doğru ne? Türkiye'nin en etkili, en dinamik, en güçlü sivil toplum örgütü olan barolar, seslerini duyurmak istiyorlar. Kaygıları var.

Gaziantep Milletvekili sayın Adalet Bakanı Abdullah Gül, " ortada taslak bile yok, bu neyin tartışması " diyor. Araştırdım, biraz CHP görüntüsü arkasına gizlenmiş, gerçekte asla CHP'li olmayan çoğu avukatların, kendi barolarına baskı yaparak bu yürüyüşü gerçekleştirdiklerini anlıyoruz... Böylesi bir etkinlik durumu var, fakat acı olan haklılar da... Kendi açılarından!

Sivil Toplum Örgütleri, kendi topluluklarının seslerini duyurabilmesi açısından, demokrasi yöntemi olması sebebi ile demokrasimizin olmazsa olmazı... Sivil Toplum Örgütü, adı üstünde örgütlü toplum... Örgütlü toplumlarda demokrasi çarkı daha güzel çalışır. Toplum sıkışmışlık duygusu yaşamaz. Nefes alır.

Ülkemizdeki sivil toplum örgütü sayısı, söylenenin aksine Avrupa ve ABD'den oldukça geride...

Şöylesi bir çarpıklık da var, bizim ülkemizde sivil toplum örgütlerinde... Siyasete hızlı atlayış için, kullanılan bir alan, bakıyorsun adam meslek odası başkanı, yıllar içinde odanın sahibi gibi olup, oda başkanlığını, babadan oğula geçen taht sevdasına dönüştürmüş... Adam illa siyasete girecek, vekil olacak, olacak da olacak... Bizim ülkemiz de bu çark böyle işlemiyor mu? Öyle bir hal alıyor ki, adam sanki beton dökmüş gibi kimse oradan kaldıramıyor.

Sivil Toplum Örgütü zamanla bakıyorsunuz, bir avuç insanın elinde çıkar örgütüne dönüşmüş... Bizim Gaziantep bunun en canlı örneklerine sahip değil midir? Şimdi gerçekçi olalım ve objektif bakalım olaya.

Tek sivil toplum örgütü mü, bir koltuk eline geçiren milletvekili, belediye başkanı, kendini her şeyin sahibi sanmıyor mu? Sanki yaşamadık, AKP il başkanlığı yapmış bir kişinin uzun yıllar önce aldığı arsayı, kişisel kininden dolayı, imara açmayan belediye başkanını görmedi mi bu kent?

Yıllar önce eskiden bakanlık yapmış, eski bir Gaziantep milletvekili, Gaziantep Büyükşehir Belediye başkanlığına adaylığını koyduğunda, sadece yazımdan dolayı, " belediye başkanı olursam görürsün" diye beni telefonda tehdit etmişti... Aslında kötü niyetli olsam o telefon görüşmesi ile suç duyurusunda bulunurdum. Ama yapmadım! Niye yapmadım, böylesi basit düşünen bir kişinin, yanlış ve hata yapma şansının çok yüksek olacağını ve asla başarılı olamayacağını düşündüm... Düşündüğüm gibi de oldu.

Sadece bazı doğruları yazmak bile bazı insanları çıldırtır... 

Çıldırmayın arkadaş, bulunduğunuz makamın hakkını verin, eşinize, dostunuza, ikbal derdine düşmeyin... Çok mu zor bir şey, biraz da böyle bakın olaylara, hep ben, hep biz dememek bu kadar zor mu?

Bırakın hayat biraz da doğru düzgün aksın, doğaçlama olsun her şey, kimsenin kaderi ile oynamayın, kimsenin şansını, hakkını çalmayın... 

 Bırakın her şey olması gerektiği gibi olsun...

Parça ve bölük halinde yaşıyoruz. Dışarı da başka, evde başka birisiniz. Çoğulcu demokrasiden bahsediyorsunuz ama içten içe bir güç yanlısısınız, komşunuzu sevmekten bahsediyorsunuz ama onunla yarış halindesiniz; bir parçanız diğerinden bağımsız çalışıyor ve bakıyor. 

Böylesi bir durumla da karşı karşıyayız şu an... 

Türkiye, çok karmaşık bir görüntü sergiliyor, zor bir süreçten geçiyor. Bir bakıyorsunuz hep haklı görmek istediğiniz kişi zaman geliyor ki çok yanlış yerde saf tutmuş... Yine bir bakıyorsunuz ki yanlış bildiğiniz doğru çıkmış... Eğer beş yıl sonra bu yanlış dediğimiz şey yine yanlışsa o zaman inanacağım.

Böyle bir duruma hiç düşmek, istemem...

Kimin doğru olduğunu tartışmayalım...

Doğru olan ne ona bakalım...

Doğrulukta kalalım... İyi kalın, sağlıkta kalın.

***

Günün sözü bu olsun;

Başarılı olmak kolay, saygıdeğer olmak zordur. Kazanmak için tüm ahlaki değerleri ezip geçenler başarılı olur ama saygıdeğer olamaz. (Soseki)