Herkesin iyi-kötü birçok çocukluk hatıraları vardır.

Hiçbir zaman çocuklar büyüklerin küçültülmüşü değildir. Onların her zaman ayrı bir dünyası vardır. Onlar ayrı bir ülkede yaşarlar. Çocukluk dönemini bir parça daha iyi anlayabilmek, incelebilmek için okul öncesi ve okul sonrası diye iki döneme ayrılmıştır.

Hiçbir kimse bir anda büyümemektedir. Bir anda erişkin haline, olgun yetişmiş insan haline gelememektedir. Bir tedricilik (yavaş yavaş olan, derece derece yapılan) kuralı vardır. Biliyorsunuz İslamiyete ilk iman edenlerden olarak Peygamberimizin amcaoğlu olan, çocuk yaştaki Hz. Ali (R.A.) vardı.

Diğer canlılardan farklı olarak insan bir yaşında ayağa kalkmaktadır. İki-üç yaşlarında konuşmaktadır. On beş yaşında faydayı-zararı ayırt edebilmektedir. Ayrıca insanoğlu aciz olduğu için ölünceye kadar anne-baba ve diğer insanların yardımına muhtaçtır.

Eğer insanların bir çocuğu buluğ öncesi bir çağda vefat ederse insanlar bu konuda fazla endişe duymamalıdır. Çünkü % 99 hisse sahibi olan Allah hikmeti gereği öyle uygun görmüştür. Hadiste müjdelendiği gibi o çocuk direkt cennete gidecek ve cennet çocuğu olarak sonsuza kadar orada yaşayacaktır. Ebeveynin Cennette kucaklarına verilecektir.

Burada bilmemiz gereken şudur ki; eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve ayrılık ebedî olsaydı, o zaman üzülüp kederlenmek ve ümitsiz, kederli elemlerin bir manası olurdu.

Fakat madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de, biz de oraya gideceğiz.

Ve hem bu vefat ona mahsus değil, herkesle alakalı bir caddedir.

Hem madem ayrılık dahi ebedî değildir. İleride hem berzahta (kabirde, dünya ile ahret arasında), hem Cennette görüşülecektir.

"El-hükmü lillâh," (Hüküm Allah’ındır.” Mümin Suresi, 40:12) demeli.

"O verdi, o aldı. Elhamdü lillâhi alâ külli hal" (Her hal ve durumda Allah’a hamd olsun) deyip sabırla şükretmeli.

Bir çocuk, küçüklüğünde kuvvetli bir iman dersi alamazsa, sonra pek zor bir tarzda İslâmiyet ve imanın esaslarını ruhuna alabilir.  Sanki müslüman olmayan birisinin İslâmiyeti kabul etmesi derecesinde zor oluyor, yabani düşer.

Bilhassa, peder ve validesini dindar görmezse ve yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye olsa, daha ziyade yabanilik verir. O halde o çocuk, dünyada peder ve validesine hürmet yerinde ağır bulup hoşlanmadığını anlatarak çabuk ölmelerini arzu ile onlara bir nevi belâ olur.

Ahirette de anne-babalarına şefaatçi değil, belki davacı olur: "Neden imanımı İslâmi terbiye ile kurtarmadınız?"

Pekala anne-babasına faydalı çocuk nasıl olmalıdır?

İşte yukarıdaki bu hakikaten dolayı, en bahtiyar çocuklar onlardır ki, tahkiki iman dersini alıp dünyada peder ve validesine hürmet ve hizmet ederler. Ve iyilikleri ile anne-babalarının hayırlar defterine vefatlarından sonra iyilikler yazdırırlar. Ve ahirette onlara derecesine göre şefaat etmekle bahtiyar (mutlu) çocuklar olurlar.