Sordum Sarıçiçeğe hepinizin bildiği gibi Yunus Emre’nin meşhur bir ilahisidir. Biz bu sarıçiçeğin sikkelik, tuğralık, mühürlük, imzalık, işaretlik, nakışlık yönünü inceleyeceğiz.

Kainat kitabına baktığımızda hayvanların, bitkilerin, ağaçların, otların kendi özel dili (lisanı) ile Allah’ı zikrettiklerini anlarız. Bu kitap çok geniş olduğu için hayvanlardan bahsetmeyeceğiz. Bitkilerden bahsetmek dahi çok geniş olduğu için onlardan bir kısımdan yani çiçeklerden onlardan da sadece bir çiçekten bahsedeceğiz.

Kur’andaki ayetler bizleri tefekküre sevk etmektedir. Maşallah, Barekallah, Fetebarekalahü ahsenül Halikin” Mealen: “Allah’ın istediği gibi.” “Allah dilemiş, ne güzel ve ne mübarek yaratmış.” “Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şanı ne yücedir. Müminun Suresi.”

“Ne güzel yaratılmışlar” diyerek, ibret nazarı ile onları seyretmeliyiz. Bu şekilde kainat kitabını okumalıyız. Kur’anda "Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin." İsrâ Sûresi, 17:44. Buyruluyor.

Bir bahar mevsiminde, garip olarak, tefekkür ederek seyahate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken, parlak bir sarıçiçek nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve başka memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçekleri hatırlattırdı.

Şöyle bir mana kalbe geldi ki: Bu çiçek kimin turrası (imzası) ise, kimin sikkesi (işareti) ise ve kimin mührü ise ve kimin nakşı ise, elbette bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler Onun mühürleridir, sikkeleridir.

Şu mühür hayalinden sonra şöyle bir zihinde tasarlama geldi ki:

Nasıl bir mühürle mühürlenmiş bir mektup, o mühür, o mektubun sahibini gösterir.

Öyle de, şu çiçek bir Allah’ı gösteren mühürdür. Şu nakış çeşitleri ve manalı bitkiler satırlarıyla yazılan şu tepecik dahi, bu çiçek Sâniinin (Allah’ın) mektubudur. Hem şu tepecik dahi bir mühürdür. Şu meydan ve ova, bir Rahmani mektup suretini aldı.

İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Her bir şey, bir Rabbe ait mühür hükmünde, bütün eşyayı her şeyi yaratan Allah’a dayandırır. Kendi Kâtibinin mektubu olduğunu ispat eder.

İşte, her bir şey Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren penceredir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade (bir olan ve birliğini her bir şeyde görülen Allah) mal eder.

Demek, her bir şeyde, özellikle canlılarda öyle harika bir nakış, öyle mucizeli bir sanat var ki, onu öyle yapan ve öyle manalı nakşeden, bütün eşyayı yapabilir. Ve bütün eşyayı yapan, elbette O olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, bir tek şeyi icat edemez, yaratamaz.

İşte, ey gafil! Şu kâinatın yüzüne bak ki, birbiri içinde sayısız şuur sahiplerine İlahi sanatı anlatan eserler hükmünde olan varlık sayfaları ve her bir mektup üstünde hadsiz Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren mühürleriyle mühürlenmiş bütün bu mühürlerin şahitliklerini kim yalanlayabilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalp kulağıyla hangisini dinlesen "Eşhedü en lâ ilâhe illâllah" “Allah’tan Başka hiçbir ilah olmadına şehadet ederim.” dediğini işitirsin.

(Otuz Üçüncü Söz’den Faydalanılmıştır.)