Birazda kendimizden yazalım, yaşadığımız ilginç olaylardan, komik anılardan...!
2000'li yıllarda yurt dışına çıkmak şimdi ki gibi o kadar kolay değil. Bilet fiatlarını düşünün, vizeler yani bizim için yurt dışı ya takımla Avrupa Kupası maçları, yada Avrupa'da kamp demekti.
Kamplar farklı olurdu. Çünkü maçlarda iki gün içerisinde koşturma, haber, resim, özel röportaj derken kaldığımız şehri bile zor gezerdik. Kamplarda asgari bir hafta, 10 gün kalır gündüz işlerimizi yapar, haberleri, kasetleri Gaziantep'e geçer gecede kiraladığımız otomobil ile her gece bize en yakın şehri gezerdik. Örneğin Gaziantepspor genellikle Almanya ile Hollanda arasındaki yemyeşil bölgede kamp yapardı. Bu nedenle biz Hollanda'da Utrech, Nijmegen, Groningen, Arneim, Amsterdam, Rotterdam kısaca görmediğimiz şehri kalmamıştı.
Hollanda'yı severim, Almanya'daki disiplinin aksine sanki orada kendinizi daha özgür hissediyorsunuz. Bir meydan veya kafede her renk, her ırk, her dilden insanların birlikte oturduğu kimsenin, dili, ırkı, dini, yaşantısı sorgulanmıyor. Almanya ise sanki burada bazı büyük şehirlerimizde oluşan gettolar gibi orada bir bölgeye girdiğinizde kendinizi Türkiye, İstanbul'da, yada arap bölgesine girdiğinizde Fas, Çin mahalleleri gibi ayrı ve şehrin dışlarında izole edilmiş bir ortam.
Gelelim yaşadığımız olaya ;
Kamplarda arabayı genellikle ben kullanırım, bir gece yarısı artık saatler 02.00 gibi otele dönüyoruz,Erol abi, Mustafa, Bedrettin Ay birlikte. Arabada benzin ışığı yanıyor. Ben nasıl olsa türk mantığı bir şey olmaz modundayım. Bu arada Erol abi " Kenan istersen otobandaki tesislerin birinde dur benzin alalım, sonra otobanın ortasında kalırız " dedi.
Bende " Abi çok az kaldı ,beş, on dakika filan otelde oluruz. Yorgunuz yarın alırız " dedimi. O da bana " Valla ister al, ister alma ben kafayı vurur arabada yatarım, sen ne yaparsan " dedi.
ve bir kaç dakika sonra araba teklemez mi, ben şok, mahçup ve kaldık Hollanda otobanının ortasında.
Bedrettin abi Mustafa bana bakıyor ve Erol Abi arka koltuğa uzandı, ben şaşkın aşağı indim. Gelen, giden burası Türkiye değil, otostop yapacak halim yok. üstelik yol yok, iz yok, dil lise yıllarında öğrendiğim bir kaç kelime.
Bir sağa, bir sola baktım ne tarafa gideceğim derken başladım yürümeye. Hollanda küçük bir ülke ve şehirler, köyler dağınık bizdeki gibi boş alan yok. Yürüdüm, yürüdüm yaklaşık bir saat gittim herhalde. Bir baktım uzaklarda ışıklar ve bir köy. Sanki çölde vahada su arar gibi benzinci arıyorum, neyse buldum, sabaha karşı bir kişi var. Ben başladım bildiğim tüm yabancı kelimeleri söylemeye " Otoban stop, Car, no gaz, dizel, friend, problem " filan bayağı uğraşıyorum. Yani Türkçe, İngilizce, Almanca, Tarzanca hepsi karışık bir dil ve bunun yanında elimle, yüzümle adeta stand up yapıyorum.
Herhalde bir beş,10 dakika sürdü bu cebelleşme. Ben tam umudu keserken bir baktım " Abi sen ne diyorsun, ne istiyorsun " demez mi benzinci.
Meğer türkmüş ben " Lan gel senin allahını seveyim, seni bir öpeyim " dedim.
" Kardeşim madem türksün neden beni bu kadar uğraştırdın " deyince ;
Cevap ; " Abi o kadar güzel ama anlamadığım yeni bir dille konuşuyordun ve hareketler yapıyordun ki, bu gösteriyi bozmak istemedim " deyince ikimiz birden güldük ve sarıldık.
Sağolsun Şereflikoçhisarlıymış arkadaşını çağırdı arabayla beni gönderdi benzini alıp arabanın yanına gittik.Erol abi, Bedrettin abi ve Mustafa tabi ki neler yaşadığımın farkında değiller....!
İşte böyle Hollanda otoban ve dil maceramız....!
Ama siz yinede Hollanda otobanında benzin ışığı yanınca hemen benzini alın ve şimdi google translate ile çeviri kolay ama yinede bir kaç kelime yabancı dil öğrenin.
Kalın sağlıcakla....!