İşte bak, yeryüzünün sayfasında, bahar mevsiminde, Nakkaş-ı Ezelî, en az üç yüz bin bitkiler ve hayvanlar türlerini toplar ve yayar. Sonsuz karışıklık içinde, nihayet derecede farklı ve intizamla bunları iade edip diriltiyor. Gerçi bir kısmını aynen iade etmiyor. Fakat aynı olma derecesinde bir benzeşme ve bir benzerlikle iade ediyor.

Demek bahar haşri, tevhide damga olduğu gibi, kıyamet haşrine de tamamen örnek olabilir. Demek baharda, yeryüzünün baharda canlandırılması içinde üç yüz bin haşrin nümuneleri kusursuz ve eksiksiz düzenle yaratılıyor. Yeryüzü sayfasında karışık bir halde üç yüz bin muhtelif türler hiç hatasız ve hiç yanılmadan ve hiç karıştırmadan, gayet ölçülü ve muntazam ve düzenli olarak yazılıyor. Bu halin nihayetsiz kudret ve ilim ve iradeye malik bir Zât-ı Zülcelâlin özel damgası olduğunu her akıl ve şuur sahibinin anlaması gerekir.  Bu konu ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim mealen ferman ediyor ki: "Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir." Rum Sûresi, 30:50.

Evet, yeryüzüne hayat verilmesi içinde üç yüz bin haşrin numunelerini birkaç gün zarfında yapan sonsuz kudret sahibine, insanın haşri, elbette gayet hafif gelir. Sübhan Dağını bir işaretle kaldıran bir zata, "Bu kaleyi nasıl kaldıracak?" demek, ahmaklıktır.

Evet, güneş ve aydan, gece ve gündüzden, kış ve yazdan tut,

ta bitkilerin muhtaç ve aç hayvanların imdadına gelmelerine bak.

Ve hayvanların zayıf, şerefli insanların imdadına koşmalarına bak.

Hatta gıda maddelerinin güzel, zayıf yavruların ve meyvelerin imdadına uçmalarına bak.

Ta yiyecek zerrelerinin (atomlarının) beden hücrelerinin imdadına geçmelerine bak.

Geçerli olan bir yardımlaşma prensibi ile hareketleri, bütün bütün kör olmayana gösteriyorlar ki, gayet ikram sahibi (cömert) bir tek Terbiye edicinin kuvvetiyle, gayet hikmetle iş yapan bir tek Hakim’in (Hikmetle iş yapanın) emriyle hareket ediyorlar.

İşte, şu kâinat içinde geçerli olan bu dayanışma, bu yardımlaşma, bu birbirinin ihtiyacına cevap verme, bu birbirine sarılma, bu boyun eğmişlik, bu intizam, bir tek Hikmetle iş yapanın düzenlemesiyle idare edildiklerine ve bir tek Terbiye edenin idare etmesiyle sevk edildiklerine kesin olarak şahitlik eder.

Şu apaçık bir şekilde varlıkların sanatlı oluşunda görünen her şeyi kuşatan hikmet içindeki tam inâyet (yardım) ve o inâyet içinde parlayan geniş rahmet ve o rahmet üstünde serilen ve rızka muhtaç her bir canlıya onun ihtiyacına lâyık bir tarzda beslemek için serpilen rızıklar ve herkesi besleyip geçimini sağlama, öyle parlak bie tevhid mührüdür ki, bütün bütün aklı sönmeyen anlar ve bütün bütün kör olmayan görür.

Sonuç olarak buraya kadar anlatılanlar, güneş gibi açıkça, sonsuz Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzak olan bir sonsuz güzellik sahibi zata, (Allah’a) işaret edip gösteriyor. (Yirmi İkinci Söz’den faydalanılmıştır.)