Yalan dört nala gider. Gerçek ise adım adım yürür, fakat yine de vak­tinde yetişirmiş...

 

Bu aralar gerçeklerle yalan at koşuşturur durumdalar. Bilgi kirliliği malum diğer güzel bir tanımlama ise algı bozukluğu yapan yapana...

Bu kadar toz bulutun ardından bomboş bir açıklama... Neden bomboş olduğunu sorarsanız. Bir zamanlar devletin en tepesinde oturmuş kişinin, neden böyle söylediğini anlayabilmek. Adam cumhurbaşkanı iken ağzından dirhem söz çıkmazdı. Mübarek sanki kerpetenle çıkardı söz ağzından... Ne zaman ki bu malum şahsa efendileri konuş dediler...

Konuştu; terbiyem müsait olmasaydı başka şey derdim.

Gülüm Abdullah 'Siyasal İslam çöktü' diyerek, aslında bir dönemin büyük bir analizini yaptı. Şöyle ki kendi görev döneminde yaptıkları ile şimdiki itirafını yan yana koyduğumuz da büyük bir sessizlik, hüsran, boşa geçmiş büyük zaman, büyük kaynak kaybı, hem insani açıdan hem de maddi açıdan...

Hesabını kim verecek? Bu  'Tarihi itiraf'ın Gülüm Abdullah 'Siyasal İslam' militanı olarak yaşamadı mı? Hatta sevgili eşleri de Türkiye'yi Avrupa İnsan Hakları mahkemesine şikayet etmediler mi?

Kimin projesi olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı? Efendileri kimler hepimiz de biliyoruz.

Kendilerine hiç bir şey olmadı, maddi manevi doygunluk içerisinde başka arayışlara yelken açmış durumdalar...

Adam temsil ettiği makamında hiç bir resmi bayrama katılmadı. Hep hastaydı. Hep bir bahanesi vardı.

Ne acı bir durum oysa...

Ne zaman ortalık biraz karışsa birileri uygun zaman zemini arar gibi ortaya çıkıp, türkü çığırıyor... Öyle bir ülke olduk!

BİR AĞAÇTAN ON DERS....

Bir ağacın gölgesinde adam felsefe kitabı okuyordu. Sorular üstüne sorular adamın kafasını karıştırmıştı. Başını kaldırıp ağaca baktı.

 

—Keşke ağaç olsaydım, hiç düşünmeden yaşasaydım dedi.

 

Birden ağaç dile geldi:

 

—Ben düşünmüyorum belki ama düşünen insanlara o kadar çok ders verebilirim ki, dedi.

 

Adam heyecanla:

 

—Seni dinlemek isterim, dedi.

 

Ağaç konuşmaya başladı:

 

—At o felsefe kitabını elinden, şimdi bana bak ve beni dinle sana on tane hayat dersi vereceğim, dedi.

 

Adam heyecanlanarak:

 

—Tamam dedi.

 

Ağaç:
—Dinle o zaman, dedi ve hayat dersini sıralamaya başladı:

 

 

1-Ağaç yaş iken eğilir ya da doğrulur. Her şeyin bir zamanı vardır. Hayat öğrenme sürecidir ama zamanlaması çok önemlidir. Siz de bilirsiniz ki "yaşlı köpeğe yeni oyunlar öğretilmez." "Yaşlı kurda yol öğretilmez."

 

2-Düşen ağaca balta vuran çok olur. Onun için hayatta düşmemeye dikkat etmek gerek; güçlüyken gölgene sığınanlar düşerken baltayı alıp sana koşarlar.

 

3-Bizi yok etmeye çalışan baltanın sapı bizdendir. Her zaman dış düşmandan korkmayın. İç düşman daha tehlikelidir. Sizin gibi görünüp size hainlik edecek insanlara dikkat edin. Dişi kıran pirince en çok benzeyen beyaz taştır.

 

4-"Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir" (Cemil Meriç) İnsanı geliştiren mükemmelleştiren zorluklardır. Büyük adamlar büyük engellerle karşılaşıp onu aştıkları için büyük adam olurlar. Büyük devletler büyük badireleri atlatarak büyük devlet olurlar. Uçurtma rüzgâr engelini aşmak için yükseğe çıkar. Engelleri fırsat bilmelisiniz.

 

5-Bir ağacın kökü ne kadar derinse boyu o kadar yükseğe çıkar. Kökleri zayıf olan büyüklüğü taşıyamaz. Onun için kökünüze sahip çıkmalısınız. Kökünü unutan ya da yok sayan bir ağaç ayakta kalabilir mi? Bir ağaç tüm gücünü kökten alır. Sizin de tarihiniz olmazsa nasıl geleceğiniz olacak? Tarihinizi yok sayar ya da unutursanız nasıl geleceği inşa edebilirsiniz?

 

6-Ağaç yapraklarıyla gürler. Bir insan da ailesiyle, sosyal çevresiyle güzel olur; onlarla tamamlanır. Onlarla varlığını hissettirir. Onun için sosyal ilişkileriniz önemlidir.

 

7-Hiçbir ağaç acaba bahar gelecek mi, çiçek açacak mıyım diye düşünmez. Kök, gövde ve dallar görevini sessizce ve sabırlıca yaparlar. Siz de baharın gelmesini bekliyorsanız görevinizi şamata yapmadan sessizce, hakkıyla ve sabırla yapmalısınız.

 

8-Meyveli ağacı taşlarlar. Bilgili, becerikli, başarılı insanlara haset eden çok olur. Bir işe yaramayan, niteliksiz, silik insanlar kimsenin umurunda olmazlar. Onun için başarılı insanlar atılacak taşlara mukavemet edemezlerse başarılarını sürdüremezler.

 

9-Her ağaç kendi toprağında büyür. Ağaç ancak uygun toprağı bulması halinde gelişmesini sürdürür. İnsan yetenekleri de öyledir; ağaç tohumu gibidir. Uygun zemin bulursa gelişir, yoksa çürür gider.

 

10-Beşikten mezara kadar ağaca muhtaçsınız. Çocukken beşikte, ölünce tabutta bizimle berabersiniz. Bize hep odun gözüyle bakmayın. Biraz da ibret gözüyle bakın. Sözü şöyle bitireyim, insanların kulağına küpe olsun. "Her şey bir ağacı sevmekle başlar." Bundan sonra bir ağacın yanından geçerken durun ve şarkımızı dinleyin.

 

Adam ağaca tekrar baktı, "Aslında odun olan bu ağaç değil benmişim meğerse" diye geçirdi içinden.