BİZ KIŞI ÇEKTİK, MİLLET ÖNCE BAHARIN SONRA DA YAZIN KEYFİNİ YAŞIYOR

BİZ KIŞI ÇEKTİK, MİLLET ÖNCE BAHARIN SONRA DA YAZIN KEYFİNİ YAŞIYOR

Mevsim kış, tüm Türkiye'de soğuk hava hakim, kışların adam gibi kış olduğu yıllarda büyüdük bizler... İlk kar toz halinde yağardı, sonra yağan karlar ise daha taneli ve berrak... İlk karı yedirmezlerdi büyüklerimiz, "zehirli onlar, gökyüzünün zehri vardır içlerinde" derlerdi. Daha sonra yağanların üstüne güneş de vurunca, üstündekini elimizle kenara sıyırır, altındakini ise tabağımıza koyardık. Üstüne pekmez dökerlerdi, dünyanın en lezzetli tatlısına bedeldi...Karsambaç... Sırf o lezzeti tatmak için bile karın yağmasını iple çekerdik. Şimdi bizler büyük olduk. Kar sevincini yaşıyor tüm Türkiye... Evet, kar kışın en sert halidir, fakat mikropları kırar, toprağı suya boğar, bereketin temelidir biraz da... Yağsın o bembeyaz toz yığınları, elbette ona çok ihtiyacımız var. Her ne kadar eskisi gibi yağmasa da... Dünyada, her şeyin değiştiği gibi mevsimlerde değişime uğruyor... Yavaş yavaş hissediyoruz bizler o farkı, iyice anlamaya başladık. Dünyanın kaymağını yiyenlerin, dünyayı en çok kirletenler olduğunu da anlıyoruz. Zaten biliyorduk da... O zaman dünya bu kadar karmaşık gelmiyordu gözlerimizin önüne... Şimdi dijital çağda yaşıyoruz, her şey gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi akıyor... Kim iyi, kim kötü, kim insanlığa daha iyi hizmet veriyor, kim vermiyor. Kim kendine müslüman, kim kendine hristiyan anlıyoruz yavaş yavaş... Öyle ki yeni kaynaklar bulmak için dünyanın bir ucundan gelip senin kaynaklarına göz dikiyorlar. Sana huzur vermiyorlar. Hepimiz bunu biliyoruz. Canlı şahidiyiz, bizzat canımız yanarak da yol alıyoruz. İşte en son 13 tane vatan evladı, dünyanın en aşağılık örgütü olan PKK tarafından katledildi. Karşımızda tek PKK yok, onu kullanan, onun bunun tetikçiliğini yapan, bütün ülkelerin kendi çıkarı için kullandığı bir araç haline dönüşmüş... Haklarını savunuyorum dediği insanlara en büyük zararı veren ve onların kökünü kurutan bir örgüt... Bereket analar uyandı, darısı babaların başına... Küreselleşme çağında, her şey birbirine bağlıdır. Dünyanın bir parçasındaki bir sorun kesinlikle dünyanın diğer bölgelerinde etkileyecektir. Bu fenomen aynı zamanda savunma ve güvenlik bağlamında da geçerlidir. Bir devlet ile bir çatışma komşu ülkelerde de etkileri doğuracak veya diğer ülkeler de aynı bölgede genişletilmiş çatışmalara girecektir. Bu nedenle, ortak savunma ve güvenlik sorunlarını mücadelede iş birliği çabaları esasen gereklidir. Bu konuda hemfikiriz. Bunda bir sorun yok.

New York Times gazetesi, son zamanlarda terör örgütüYPG/PKK'ın bombalı saldırılarına maruz kalan Afrin'i ve kentinTürkiyesınırına yakın bölgelerdeki mülteci kamplarını anlatan geniş bir gözlem yazısı yayımlamış...

"Türk Silahlı Kuvvetlerinin terör örgütüYPG/PKK'yı bölgeden temizlemek için başlattığı Zeytin Dalı Harekatının dünyada büyük eleştiri aldığı hatırlatılan yazıda, "Ancak bugün, onların koruduğu Suriyeliler, tüm zorluklara rağmen Türklerin orada olmasından memnunlar" ifadelerine yer verilmiş."

Biz kendi güvenliğimiz için oradaydık, bu çok doğru... Ama kentlerimiz Suriyeli istilasına uğradı. En çok da Gaziantep, Antakya, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Kilis en çok Suriyeli istilasının altında kaldılar. Kentlerimiz de doğan her çocuğun neredeyse onda dokuzu Suriyeli... Arap istilasına uğramış gibiyiz. Ve bu ülkenin hiç bir kültürüne uymadıkları gibi saygıları da yok. Sevgilerinin olduğunu da sanmıyorum... Hallerine bakılınca bizden de mutlular, ama bizler mutlu değiliz...

"Gazetenin Türkiye Büro Şefi,CharlottaGallimzalı yazıda, "10 yıllıkSuriyeiç savaşının son bulması konusunda dünyanın kafası karışıkken Türkiye, 5 milyon civarında evlerinden edilmiş ve zor durumdaki sivilleri korumak için bölgede bulunan tek uluslararası güç demiş...

Özellikle de Şam ve Halep'teki saldırılardan kaçarak bölgeye gelen mültecilerin çok büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını detaylandıran yazıda, Türkiye'nin bölgede güvenliği sağladığına ve yerel meclisler kurarak bölgeyi yönettiğine işaret edilmiş..."

Mülteci olmayı onlar seçmedi, katılıyorum insani olarak onlara yardımcı olmak güzel... Ama benim atalarımdan bana kalan topraklarda, gamsız ve tasasız, benden iyi yaşama hakkı olmamalı diye düşünüyorum... O zaman yurt kavramının hiç bir önemi yok. Anlamı yok. Bu kadar savaşı ve çabayı niye veriyoruz. Bırakalım her şeyi oluruna, su nasıl akarsa aksın öyle mi?

Herkese Suriyenin kaynakları, toprağı düşsün, bizim başımıza da insanları... Üstelik maşallah üreme konusunda herkese parmak ısırtıyorlar. Onlara kucak açtığımızda memleketlerine geri dönecekler diye kucak açmıştık. Buraya yerleşip, vergisiz ticaret yapsınlar, sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalansınlar, trafik cezası almasınlar, hiç bir cezai yaptırımları olmasın diye kucak açmamıştık. Tam on yıl oldu, on yıl önce doğanlar ilköğretimi bitirdiler.

Suriye meselesi konusunda ne yazık ki Prof. Dr Ümit Özdağ hoca gibi düşünüyorum... Düşünüyorum düşünmesine de eski Gaziantep'i çok da özlüyorum...

Bu işte bir terslik var diye düşünüyorum... Galiba gitti eski Gaziantep, ellerimizden kayıp gitti. Baharı hayal edemezsen, kış çekilmezmiş. Biz kışı çektik, millet önce baharın sonra da yazın keyfini çıkartıyor.

Ne diyeyim esen kalın...

17 Şub 2021 - 14:04 - Gündem --- Okunma

Son bir ayda olaymedya.com sitesinde 1.337.258 gösterim gerçekleşti.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Olay Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Olay Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Olay Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Olay Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.