Bi Başarı ve Bir Hayırseverlik Hikayesi...İşte Merhum Hacı Ahmet Ziylan'ın Örnek Alınacak Hayatını Anlattığı Röportaj

AYAKKABICILAR KRALI AHMET ZİYLAN

Bize ayaklarımız kadar çok yakın birisi ile sohbet ettik bir han odasında. Sıcak bir çayın deminde sohbeti koyulaştırırken pencerenin camına vuran güvercinlerle tarihe not düştük. Ayakkabıcılıkta kral olmuş Ahmet Ziylan’la dünden bugüne kendisini, başarının sırlarını konuştuk. Annesinden ve babasından aldığı ilk ders nedir?, Başarının merdivenleri nasıl çıkılır. İş ortaklıkları nasıl olmalı. Hangi Ayakkabıyı giyer. Hayatını kaybeden hayırsever iş adamı Ahmet Ziylan  tarihi Pürsefa hanında yapmış olduğumuz özel röportajı yayınlıyoruz.

 

Dışarıda çok güzel binalar ve bürolar var. Ama siz bir han köşesindesiniz. Sizi buraya getiren nedir?

 

A.Z- Bazı şeyler var ki insanın elinde değildir. Her şey bir yörüngeye oturur. Sen onu kendinden bilirisin oysa senin fazla rolü yoktur. Bizimki de böyle bir şey. Eski eserlere ilgimden de değil. Yanımızda bir arkadaşımız vardı. Kardeş gibiydik. Babası ölünce burayı bir vakıf merkezi yapma düşüncesi ile aldık. Arkadaşımız da vefat etti. Bizim de o ölünce iştahımız kesildi.

 

Gaziantep’e geldikçe burada kalıyorum. Burası da merkezi bir yer. Evden soruyorlar şu var mı, bu var mı? Zahter, doktor, fırıncı, kebapçı var her ne ararsanız burada var. Hanın merkezi bir yerde olması burayı mekân tutmamızda etken oldu.

 

Burayı aldığımızda Ali Erkendirci eşliğinde burayı üstün kötü restore edecektik. Onlar tadilata başladı. Söktükleri her yerde güzellikler çıkmaya başladı. Bizde bildiğiniz gibi yapın dedik güzel bir han çıktı karşımıza.

 

Burada Hancı mısınız yolcu mu?

 

A.Z- Hem hancıyız hem yolcuyuz. Esas amaç vakıf hizmetleriydi. Bir işletme yaparız. Gelirini Hoşgör Kur’an Kursu’na veririz dedik. Bu para oraya lokomotif olur diye düşündük. Hancı olduk, yolcu olduğumuzu düşünerek ‘Ne Yaparsan Elinle O Gider Seninle’ düşüncesi ile hayır olsun istedik. Çocuklarıma işi verdim, öbür tarafa bir akar olsun istedik. Hayatın gerçeğine bakınca ne tam hancıyız ne tam yolcuyuz.

 

İlk öğretmeniz kimdir?

 

A.Z- Analar, Babalar ilk öğretmendir. Peygamberimizde bir öğretmendir. Annenin,Babanın tavrı yetişmeniz de bir çizgi oluşturuyor. Çocuk anne ve babaya göre şekilleniyor. Şimdiki öğretmenler bu sebeple velilerle çok ilgileniyor. Anne babanın yaşam şekli nasılsa çocuk o şekilde oluyor.

 

Annenizden aldığınız en büyük ders nedir?

 

A.Z- Annemden öğrendiğim ilk ders altı yaşında iken eve misafir geldi. Kadınlar bir odada sohbet ederken biz çocukları ayrı odaya koydular. Odada sekiz çocuğuz. Etrafta minder ve arkasında yastık var. Oyuncaklar olmadığı için yastık kavgası yapmaya başladık. Yastıkların yünleri etrafa dağıldı. Annem içeri geldi. Bu durum ne dedi. Annemin kızacağını bekledik. “Oğlum beni sevdiğini söylediğini söylüyordun. Bu nasıl sevgi insan sevdiğini üzer mi dedi. Ben seni üzüyor muyum? “dedi.

 

Bu büyük bir hikaye değil. Ben o günden beri sevdiklerimi üzmemek için gayret ettim. Allah’ı seviyorsan emirlerine, peygamberi seviyorsan sünnetlerine, topluluğu seviyorsan uyum içinde olmalısın. Onları üzmemelisin. Sen üzülsen de başkasını üzmemelisin.

 

Babanızdan hangi ders aldınız?

 

A.Z- Altı yaşındayım yine. Dayım ayakkabıcı, çocuklara pek kundura dikilmezdi. Dikildiği zamanda üç dört sene giyerlerdi. O dönemlerde kimsede kundura yoktu. Bazen gelinler damatlar komşudan düğün için kundura alırdı. Dayımız ayakkabıcı olunca bize kundura diktiler. Bende ayakkabıları bir ay giydim. Ayakkabı çarpılmış. Yan basmışım. Arkası deforme olmuş. Bunu görünce değerini bilmediğim diye babam ayakkabıyı evin çatısına fırlattı. Ben tekrar eski yemeniyi giydim. Diğer dayım kuşakçıydı onun yanına gittim çalışmak için. Ayakkabı ne oldu diye sordular. Durumu anlattım. Dayımın dükkanına komşu çocuk yemenicileri yapan dükkan vardı. Dayımla taksitle 175 kuruşa yemeni aldık. Haftalığım 25 kuruştu. Yedi haftada ödedim. O zulüm gibiydi ama o yemeniyi aylarca giydim eskimedi. Buradan da nasıl ekonomi yapacaksın nasıl tasarruf yapacaksın onu öğrendim. Anlayacağınız annemden sevgisi babamdan tasarruflu olmayı öğrendim.

 

Ayakkabıcılık Sektörüne nasıl girdiniz?

 

A.Z- Güzel bir soru, esas ayakkabıcılığı sevmezdim. Hareketli yapım itibari ile marangozluğu istiyordum. Arkadaşlarımın çoğu da marangozdu.

 

İlkokulu bitirince babam fakir düştü. Bende aileye katkı olması için okulu bıraktım. Gönlüm marangozlukta. Her ustanın yanında yedi sekiz çırak var. Fiziğim, zekam iyi ama nere gittimse bugün yarın diye oyaladılar beni çıraklığa almadılar. Çok dolaştım kimse almadı. Dedem dedi ki “oğlum senin gözün çalışmada değil sen çırak almıyorlar diye bahane ediyorsun. Boş durma, Yeğenim var kunduracı onun yanına koyalım” dedi,Dedemin hatırına ayakkabıcıya çırak olmayı kabul ettim. Dükkan Karatarla camiinin yanında gönlüm marangozlukta hala. Ama ayakkabıcı marangozculara yakın olduğu için kabul ettim. Nasıl olsa orada bir ustanın yanında gide gele marangozlukta çıraklık bulurum diye düşünüyordum. Ustam ve kalfam bana çocuk gibi değil insan gibi davrandılar. O devirde çırakları ustalar hata yapsa sıra dayağına çekerlerdi. Onların tatlı muamelesi ayakkabıcılıkta kalmama sebep oldu.

 

Sizin iş hayatınıza baktığımızda büyümenizde ortaklıkların büyük yeri olduğunu görüyoruz. Ortaklık kurmak isteyen genç girişimcilere ne tavsiye edersiniz?

 

A.Z- İşte bu benim uzmanlık dalım. Bunu çok anlatmam lazım. Bu soru Türkiye için önemli. Eğer insanlar birleşip güçlü hale gelmezse. Zaman içerisinde yok olacaklar. Oluyorlar da. Ya tek başına eriyecek işçi olacak ya da birleşecek güçlü olacağız.

 

Gençliğimde birlik beraberlik için Gaziantep’te çok uğraştım. Kooperatif yöneticiliği yaptım. İş adamları “Biz Antep’te birleşemeyiz ağam” diyorlardı. Birde birleşme deyince gülerlerdi. Birleşenler kötü oldu diye örnekler anlatılardı.

 

Birleşememenin üç sebebi vardır.

 

Birincisi kültür eksikliği, birleşirken neler yapacağımızı, nelere dikkat edeceğimizi bilmiyoruz.

 

İkincisi kayıtlı ekonomi olmayan ülkelerde birleşme zor olur. Kayıtlı ekonomi yoksa al-ver, al-ver. Dernekte vakıfta da böyle. Bilmiyor musun biz hayır işi yapıyoruz derler. Olmaz kayıt yapacaksın.  Kur’an da birleşmeler, alışveriş nasıl olmalı bunu en güzel şekilde anlatıyor. Biz üstün körü “ortak olalım mı? Olalım” diyoruz. Nasılsa kardeş gibiyiz diyoruz. Kuralları yazmıyoruz. Ortak olurken herkesin bir düşüncesi var. Biri param yok beni idare ederler. Öbür başka bir şey diyor.

 

Devlete ortaklara karşı kayıt yoksa, kasaya al-koy, al-koy bir müddet sonra  işin içine şeytan giriyor. Baba evlat iki kardeş bile birbirine giriyor. Her şey nizami olmalı. Kasa bir kişide olmalı. Devlete nasıl hesap veriyorsa ortaklara da vermeliyiz.

 

Para geliyor nerden geldi, açıktan satıyor. Gelen giden ne kadar bilen yok. İnsanların kalbi eğiliyor. Zanlar başlıyor. Özetle kayıtlı ekonomi olmalı. Hiç ortağı yoksa yine kayıt tutmalı çünkü zekât verecek. Ne kadar kazandığını bilmiyorsan nasıl vereceksin. Bazılarına soruyorum ortağım yok diyor. Olmaz mı ortağımız var. Ortağın Allah. Malın kırkta birini zekât vermek zorundasın. Bunu yapmazsan kul hakkı yemiş olursun.

 

Üçüncüsü benlik. Cahillikten geliyor. Ortaklar ben biliyorum, diğeri yaşça ben büyüğüm, ben iyi biliyorum. Benim müşterilerle aram daha iyi.  Benliklerin sonunda kavga olur. Okulda işte askerde politikada ailede benlik olursa kavga olur.

 

Benliğin yerini tevazu olmalı. Kendini diğerinden üstün görmemeli Allah ne diyor üstünlük takvadadır. İçimizdeki beni geri plana çekmeliyiz.

 

Almanlardan Zeytinburnu Meslek Lisesi’ne nasıl makine aldınız?

 

A.Z- İlkokulu bitirebildim. Keşke üniversite okusaydım hep özlemini çektim. Çıraklıkta on yılda öğreneceğini okulda bir yılda öğrenir. Okulda öğretmek var çıraklıkta emekten yaralanma var. Ülkemizde mesleki eğitimimiz eksik size örnek vereyim İtalya’da lokantada balık yiyeceğiz garson bizdeki dondurma satıcıları gibi artistik hareketler yapıyor. Garson arabada balıkları getirdi. Balıkların sıra ile elindeki aletlerle kılçığını çıkarıyor. Balıklar bozulmuyor. Ayıklarken de artistik hareketler yapıyor. Bu durum masadakilerin hoşuna gitti.

 

Hepimiz hayret ettik adamın bu yaptıklarına ne kadar maharetli dedik. Başka gün yine başka bir lokantada balık yiyoruz. Garson aynı şekilde balıkları ayıkladı. Sorduk bunu okulda öğretiyorlarmış.

 

Okul bildiğin şeyi çoğaltır. İki köy düşünün birisine okul yapın diğerine yapmayın. Okul olan köyün cahili okuma yazmayı bilir. Okulsuz köyün ancak zekisi öğrenir.

 

Ayakkabı fabrikasında kullandığımız makineleri satan Almanlar İstanbul’a gelince bizim fabrikayı da ziyaret etiler. Makineye bir geziye gittiğimde öğrendiğim bir parça taktık. En fazla 800 ayakkabı üretilen makine da biz 1600 adet üretiyoruz. Bu Almanların hoşuna gitti. Bir gün dünyadaki makinelerini kullanan ayakkabı firmalarını Almanya’ya davet etiler. Konuşmalar bitti. En son 800 Ayakkabı üretilen makinemizde günde 1600 ayakkabı üreten Türkiye’de Ahmet Ziylan’ı kürsüye çağırıyoruz dediler. Ben konuşma yaptım. Onlara dedim ki sizin ülkenizde yüz yıldır ayakkabı meslek lisesi var. Bizim ülkemizde daha yeni açacağız. Ben bilirim ki Avrupalılar alkışladıklarına ödül veriler. Sizden ülkemin okulları için iki tane makine istiyorum. Her makine 250 bin mark. Sonunda birini kabul ettiler. Ben bir tane olmaz diğerinin 50 binide benden olsun dediğimde salonda alkış fırtına koptu. İkincisini de vermek zorunda kaldılar. Zeytinburnu lisesine koyduk. Hala o makinelerle çalışıyor çocuklar.

 

Konu açılmışken soralım sanayimiz ve ülke kalkınması için Meslek liselerin önemi nedir?

 

A.Z- Meslek liseleri bugün ki mevcudunun en az iki katı olmalı. Üniversite kapılarından yığılan öğrencileri mesleki eğitimin içine çekmek lazım. Orta veya ara elaman memleketimizde yok. Deprem oluyor demirler eğri bağlanmış neden adam okumamış.

 

Bir kişi Almanya’da tezgahtarlık yapmak istese okulu var. Ayakkabıcılık meslek lisesi ülkemizde on yedi yıl önce açıldı. Avrupa ülkelerinde 100-120 yıl olmuş açılalı. Bizim ülkemizde okul olmamış. Çıraklık kalfalıkla götürmüşüz işi.

 

Çocuklarımız düz liselere gidiyor Üniversiteye giden çok az kişi. Diğerleri ne meslek nede okuyabiliyorlar orta yerde kalıyorlar.

 

Ben olsam meslek liselerinin katsayısını, eksiltmek yerine artırırım. Zaten aynı düz liselilerle seviyede eğitim vermiyorsun. Meslek lisesinden ancak dâhiler kazanıyor. Yine Üniversiteyi kazanan yüzde beşi geçmeyecek ama mesleği öğrenecek.

 

Bunu bilmiyorlar mı?  Bir gün Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile meslek lisesini açmak için gittik. Kendisine  “Sayın cumhur reisim ülkemizde meslek lisesine çok ihtiyacı var niye olmuyor” dedim. Demirel  “Senin söylediğini bilmeyen var mı?” dedi. Bunu herkes biliyor. Siyasilerde, Anayasası Mahkemesi de, YÖK’ü de biliyor. Bir odamız buna karşı çıkmak vatan hainliği demişti. Doğru diyor.  İmam Hatipliler öne çıkmasın diye meslek liselerine yazık ediyorlar. Ama memleket zarar veriyorlar. Haberleri yok değil ama zarar veriyorlar. Türkiye’nin inançlı olmasını istemiyorlar. Camiye giden hiç bir şey bilmeyen hoca ve cemaat olsun istiyorlar.

 

İnsanlar zenginlikte doyuma ulaştığında kimi sanata yatırım yapıyor kimde sizin gibi hayır işlerine. Bunun sebebi nedir?

 

A.Z- Bizim dinimiz kıyamete kadar yaşayacak, sen bir şeylere vesile olursan ne güzel. Amel defterinin kapanması için hayır işleri yapmamız lazım. Yaptıklarımız Kurana göre az. Eğer sevdiklerinizden infak etmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe de Müslüman olamazsınız.

 

Dünya hayatında geriye baktığınızda en büyük eserim diyebileceğiniz şey nedir?

 

Yaptığı iyiliği unutmalı çok şey yaptık. Ama iftihar ettiğimiz maliye bakanlığından gelen yazı var. Türkiye’de vergisini ödeyen on kişiden birsiyiz. Bu yazı en büyük eserim.

 

 

 

Sizce başarının ilkeleri nelerdir? Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 

A.Z- 

Çalışkan olmak

 

Zararda etsek dürüst olmak

 

Herkesi sevmek

 

Kimsenin hatasını aramamak

 

Araştırmacı olmak

 

Paylaşmasını bilmek

 

Fedakâr olmak

 

Merhametli olmak

 

Sabırlı olmak 

 

Kanat edecek

 

Son olarak Ayakkabıcılar kralı hangi marka ayakkabı giyiyor?

 

A.Z- Gençken kızımın okul arkadaşları babanın başka gömleği yok mu hep gri gömlek giyiyor diye soruyorlarmış. Beş gömleğim vardı hepsi aynı renkte idi. Beş Opel araba değiştirdim hepsi aynı renk ve aynı modeldi. İnsanlara gösteriş olmasın diye bu şekilde yapardık. Yirmi beş yıldır aynı model ayakkabıyı giyerim. Dostlarıma da veririm. Gençler ihtiyar işi der ama benim için ayakkabıda rahatlık olması önemlidir. Benim giydiğim ayakkabı ihtiyar işi ayakkabım piyasada yoktur. Sadece dostlarıma veririm. Eskidikçe yenisini yapar gönderirler. Bazen arkadaşlarla toplanırız. Ayakkabılar hepsi aynı model ve markasının içinde Ziylan’ın “Z”si bulunur.

 

 

AHMET ZİYLAN KİMDİR

 

* 1935 Yılında Gaziantep’te doğdu.

 

*  İlköğretimi Gaziantep’te tamamladı.

 

* 1950 Yılında ayakkabıcılık mesleğine çırak olarak başladı.

 

* 1955 Yılına kadar çıraklık, kalfalık süresi devam etti.

 

*  1955 Yılında ilk müessesesini açtı.

 

* 1956-1958 Yılları arasında vatani görevini tamamladıktan sonra askerlik dönüşü ikinci mağazasını açtı.

 

* Ayakkabı sektöründe ısmarlamacı olarak imalata atıldı.

 

* 1962 yılında ayakkabı tesviye, fireze işleri yapmak için tesis kurup o işi başarı ile yerine getirdi

 

* 1967 yılında başlayıp 1971 yılına kadar altı kauçuk yüzü deri yarı fabrikasyon volkanize bot imalatı yaptı.

 

* 1971 yılında İstanbul’a taşındı ve burada portbombe bezi(tela) ve kauçuk taban, grep imalatı yaptı.

 

* 1979 yılında PVS taban imalatına başladı.

 

* 1981 yılında termo taban imalatını PVS taban imalatına ilave etti.

 

* 1984 yılında ZİYLAN Ayakkabı A.Ş. adı altında Halley markası ile ilk defa spor ayakkabı imalatına başlamış oldu.

 

* İlk ihracatını Yunanistan’a yaptı.

 

*1984 yılından 2006 yılına kadar 14 şirketi ZİYLAN GRUBU adı altında işletmeye başladı.

 

* 2008 yılı itibariyle  60’a yakın FLO ve 50’ye yakın POLARİS ayakkabı  mağazalar zinciri  aktif olarak faaliyettedir


Olay Medya Gaziantep Haberleri Son Dakika Haber Haber Sitesi En Güncel Haber Sitesi



İsim
E-Posta
Yorum Başlığı
Güvenlik Kodu
Yorum yazmak için üstteki alanı kullanabilirsiniz.