OLAY TV
CANLI
Deniz Kalendergil Gazeteci Tüm Yazıları
09.01.2017 13:01

Arada heyecanlandırsa da paranın tadı kalmadı

İlk başlarda her ne kadar biz parayı esir almışsak da, zaman içerisinde para bizi esareti altına almış ve kendine kul köle etmiştir. Çocukluğumdan hatırlarım da, annem beni her bakkala gönderdiğinde, yolda muhakkak para bulurdum…

Bazen kağıt para bazen ise madeni. Şaşırırdım o yıllarda, insanların ne kadar çok parası varmış diye. Rahmetli babam anlatırdı. Gençlik yıllarında ceplerinde tomarla para ile dolaşırlarmış. Harcayacak yer de pek olmadığı için o tomarlar bir türlü erimez, hep aynı kalırmış.

Şimdi bakıyorum da neredeyse harayı gördüğümüz yok. Mesela ben, en son parayı rüyamda gördüğümü hatırlıyorum. Uzaktan bana ‘gel gel” diyordu. Ama korkudan gidemiyordum ki… 1 kuruşun bile önemli olduğu bu zamanda hangi para ve ne için bana ‘gel gel” yapsın ki…

Size ‘Maaşınızı en son ne zaman elinizde tutarak paranızın sıcaklığını hissetiniz’ diye sorsam, yanıtınız ne olurdu, çok merak ediyorum. Ben kendi adıma cevap verebilirim. Gençlik yıllarımda rahmetli babamdan aldığım harçlık dönemlerinden bu yana elimi paraya sürmedim desem yeridir.

Özellikle teknolojinin hayatımıza girmesi ile birlikte paranın varlığını da hissedemez olduk. Para bizler için sanal bir meta halini aldı. Artık içimizi bile ısıtmayan para, bizden git gide uzaklaşıyor. Bu uzaklık her ne kadar biz istemesek de, soğukluğu da beraberinde getiriyor. Arada heyecanlandırıyor bizi. Kabul etmek lazım. Özellikle aybaşında.

İş arkadaşlarımız maaşlarımızın yattığı müjdesini verdiği andan itibaren bizleri tatlı bir telaş sarar. Heyecanlanırız. Ama bu heyecan en fazla 5 dakika sürer. Elimiz ayağımıza dolaşır. Aslında yapacağımız şey çok basit. Geçeriz bilgisayarımızın başına, açarız hesabımızın yaptığı bankanın internet şubesini ve başlarız heyecanımızı paylaşmaya…

Önce ev sahibini mutlu ederiz. Ardından bankaları, elektrik, su, doğalgaz, telefon ve internetçileri… Sonra bir de bakarız ki; tomarla aldığımız maaşımız uçup gitmiş.  Maaşımızdan bize kalan tek eser ise, nihavent makamında hüzünlü ve çaresiz bekleyişler. Ayın mutsuzu olarak yine kendimiz ile baş başa kalırız.

Ben cimri biri değilim. Tutumlu olmaktan yana olan bir insanım. Bazen tutarken abartıyor olabilirim, ama yokluğun ne demek olduğunu çok iyi bildiğim için tutumlu olmaktan hiçbir zaman gocunmam. En çok da paranın esiri olmaktan korkarım.

Para öyle bir şeydir ki; Amerika ‘Dolar’ bakar, Avrupa ‘Euro’ ağlar. Türkler ise ‘Euro’ ve ‘Dolar’a bakmaktan ‘TL’ şaşar, kör bakar. Ama en rahatı İngiltere’dir suya sabuna dokunmadan ‘Paund’ saçar ve bu yazıdan da şöyle bir sonuç çıkar:

Artık sokaktan para kazanma devir bitmiştir. Yürürken yere bakmaktan vazgeçmeli ve önümüzü daha net nasıl görebilirizin hesabını yapmaya başlamalıyız. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalı, varsa harcamalı yoksa hiç oralı bile olmamalıyız.

Sevgiler…

lisanslı depoculuk legosist