Bu sene Rebiyülevvel ayının 12. Gecesi yani 8 Kasım’ı 9 Kasım’a bağlayan gece Mevlid Kandilidir.

Mevlid kandilinizi tebrik eder,  o mevlidi-doğumu olan peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetine uymayı bizlere nasip etmesini Cenab-ı Hak’tan dilerim.

Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm nasıl bir zattır, onu daha yakından tanıyalım.

İlahlık, peygambersiz olamaz. İlahlık hikmetin gereği olarak ortaya çıkmak ister. En âzamî bir derecede zât-ı Ahmediye (a.s.m.) dinindeki âzamî kulluğuyla en parlak bir derecede göstermiştir.

Hem Âlemin yaratıcısı olan Allah’ın nihayet kemaldeki cemâlini bir vasıtayla göstermek, hikmet ve hakikatin gereği olarak istemesine mukabil, en güzel bir surette gösterici ve tarif edici, apaçık bir şekilde, o zattır.

Hem Sâni-i Âlemin nihayet cemalde olan sanat mükemmelliği üzerine dikkatli bakışları çekmek, teşhir etmek istemesine mukabil, en yüksek bir sadâ ile ilan edicilik eden, yine gözle göründüğü gibi o zattır.

Hem bütün âlemlerin Rabbi, kesret tabakatında (çokluk tabakalarında) vahdaniyetini ilân etmek istemesine karşılık, tevhidin en âzamı bir derecede, bütün tevhid mertebelerini ilân eden, yine zorunlu olarak o zattır.

Hem Âlemin Sahibinin nihayet derecede eserlerindeki cemâlin işaretiyle, nihayetsiz zata ait güzelliğini ve cemâlinin güzelliğini ve hüsnünün latif duygularını aynalarda ilahi gaye ve hakikatin gereği olarak görmek ve göstermek istemesine mukabil, en gösterişli bir surette aynalık eden ve gösteren ve sevip ve başkasına sevdiren, yine ap açık bir şekilde o zattır.

Hem şu âlem sarayının sanatkarca yapan zat olan Allah, gayet harika mucizeleriyle ve gayet kıymettar cevherlerle dolu görünmeyen hazinelerini gösterme ve sergileme istemesi ve onlarla mükemmelliklerini tarif etmek ve bildirmek istemesine mukabil, en azami bir surette sergileyici ve vasıflandırıcı ve tarif edici, yine apaçık, o zattır.

Hem şu kâinatın Sânii, şu kâinatı hayret verici şeylerin çeşitleri ve ziynetlerle süslendirmek suretinde yapmıştır. Ve şuurlu yaratıklarını seyir ve gezinti ve ibret ve tefekkür için onun içine almıştır. Ve ilahi hikmetin gereği olarak onlara o eserler ve sanatların manalarını, kıymetlerini temaşa ve tefekkür ehline bildirmek istemiştir. En âzamî bir surette cinlere ve insanlara, ruhanîlere ve meleklere de Kur'ân-ı Hakîm vasıtasıyla rehberlik eden, yine apaçık o zattır.

Hem şu kâinatın Hâkim-i Hakîmi (her şeyi hikmetle yapan ve herşeye hükmeden Allah), şu kâinatın değişimlerindeki maksat ve gayeyi içine alan anlaşılması zor sırrını ve varlıkların "nereden, nereye ve ne oldukları" olan şu üç zor sorunun anlaşılması zor olan sırrını bir elçi vasıtasıyla bütün şuur sahiplerine açtırmak istemesine mukabil, en açık bir surette ve en büyük bir derecede, Kur'ân’ın hakikatleri vasıtasıyla o tılsımı açan ve o anlaşılması zor olan sırrı halleden, yine apaçık o zattır.

Hem şu âlemin Sâni-i Zülcelâli, bütün güzel sanat eseri varlıklarıyla kendini şuurlu olanlara tanıttırır ve kıymetli nimetlerle kendini onlara sevdirir. Zorunlu olarak, onun mukabilinde, şuurlu olanlara Cenab-ı Allah’ın istekleri ve razı olduğu şeyleri bir elçi vasıtasıyla bildirmesini istemesine mukabil, en âlâ ve en mükemmel bir surette, Kur'ân vasıtasıyla o razı olunacak şeyler ve arzuları beyan eden ve getiren, yine apaçık o zattır.

Hem alemlerin Rabbi olan Allah, kainatın meyvesi olan insana, âlemi içine alacak bir kabiliyet genişliği verdi. Ve bir büyük ve umumi kulluğa hazırladı. İnsan hissiyatça çokluğa ve dünyaya müpteladır. Bir rehber vasıtasıyla insanların yüzlerini kesretten (çokluktan) vahdete (birliğe), fâniden (geçiciden) bâkiye (sonsuza) çevirmek istemesine mukabil, en azami bir derecede, en veciz ve açık olarak, Kur'ân vasıtasıyla en güzel bir tarzda rehberlik eden ve peygamberlik vazifesini en mükemmel bir tarzda ifa eden, yine apaçık o zattır.

İşte, varlıkların en şereflisi olan canlılar ve canlılar içinde en en şereflisi olan şuur sahibi olanlar ve şuur sahibi olanlar içinde en şereflisi olan hakikî insan ve hakikî insan içinde geçmiş vazifeleri en büyük bir derecede, en mükemmel bir surette ifa eden zat, elbette o Mirac-ı Azîm ile Kab-ı Kavseyne çıkacak, ebedi saadet kapısını çalacak, Allah’ın rahmet hazinesini, imanın gizli, ve bilinmeyen gerçeklerini görecek, yine o olacaktır. Amenna ve saddakna.