Aslında bazılarımız bu seçme işini gerçekten de çok büyütüyoruz. İnanın bana telaşlanacak hiçbir şey yok. Ortalama 60 yıllık bir ömrümüz olduğunu düşünecek olursak, öyle sanıldığı gibi bize geniş geniş bir seçme hakkı sunulmuyor maalesef! Her şey gayet açık ve net! Şöyle izah edeyim;

 

Seçme olayımızın tarihçesini incelediğimizde, ilk seçme eylemimizin lise çağına kadar ağır aksak gittiğini görebiliriz. Bunun nedeni ise, lise çağına kadar ailemizin çatısı altında olduğumuzdur. Yani seçim hakkımız o yıllarda tamamen ailemizin elinde. Onlar nasıl isterlerse o şekilde bizi yönlendiriyor ya da şekillendiriyorlar. "Aile önemli' vurgusunun temelinde yatan da budur zaten. Ancak bence esas önemli olan 'nasıl bir ailede dünyaya geldiğiniz' değil de ailenizi seçme şansınızın olmaması değil midir? Keşke diyenler o kadar çoğunlukta ki! Ama mümkün değil. Bu deli bozması dünyaya gözlerinizi açtığınız anda hangi ülkede olduğunuzun ya da ne tür bir aile yapısında var olduğunuzun hiçbir önemi kalmıyor. Doğum denen şey, evrendeki tüm canlılar için bir seçilmezlik unsurudur. Bunu kabullenmek ve yolumuza devam etmek zorundayız.

 

Seçme hakkımızı genellikle ergenlik dönemine kadar saklı tutabiliyoruz. Bunun nedeni ise; kendimizi keşfetmeye başladığımız bu dönemde artık bizlere sunulanları beğenmemeye ve isteklerimizi cesurca dile getirmeye başlamamızdır. Tablet ya da cep telefonu ile başlayan istek yolculuğumuz, kılık kıyafet ile birlikte zirve yapıyor. İnsanoğlunun isteklerinde bir sınır yok ki! Bu dönemin en önemli seçimlerimizden birini de sevgili seçimlerimiz oluşturuyor. Peki, bu seçimi yaparken ne kadar seçici olabiliyoruz? Bana kalırsa pek olamıyoruz.

 

Ergenliğin bir üstü üniversite yıllarımıza denk geliyor. Haliyle de sıradaki seçim durağımız üniversite. Harıl harıl çalışıp, en iyi üniversiteye gitmek isteriz. Seçimimiz hep bu yönde olur. Başarılı olmamız ise, her zaman, o yaşa kadarki seçimlerimizle doğru orantılıdır. İyi seçim yapmanın kritik bir öneme sahip olduğunu anlamaya başladığımız bir dönemdir bu.

 

Bitti mi? Hayır, nasıl biter ki? Üniversite sonrası ilk seçimimizi mesleğimizle ilgili yaparız. Üniversiteden bir meslek sahibi olarak mezun oluyorsanız, sorun yok. Ama öyle olmuyorsa, önce iş arar, sonra da seçme şansınız olabiliyorsa, seçer ve çalışmaya başlarsınız.

 

Sonraki seçim eşle ilgilidir. O yaşa kadar sevgili olduğunuz insan, bir anda karşınıza eş seçimi olarak çıkıverir. Uzun soluklu ilişkilerde seçim kaçınılmaz bir hal alır. Seçer ve devam edersiniz. Mutluluk peşinizden ya gelir ya da bakakalırsınız. Her ne kadar seçim size ait olsa da, genellikle netice bu ikisinden biri olur.

 

Evlendik. Çok da güzel oldu değil mi? Peki seçimlerimiz bitti mi? Yok yok. Devam!

 

Sırada ev seçimimiz var. 2+1 mi olsun, 3+1 mi? Dubleks mi olsun, stüdyo mu? Havuzlu sitede mi oturalım, müstakil bir evde mi? Seçim bize ait! Muhitinden daire özelliklerine kadar büyük bir titizlik ile araştırma yaparız. Biz ne kadar çırpınsak da bu seçim de yine bizim elimizde olamaz. Kaldı ki; hiçbir insan seçtiği evde oturamıyor! Seçmek zorunda kaldığımız evdir bizim yuvamız. Çünkü kiralar o kadar yüksek ki; hayalin ile bütçen hiçbir zaman örtüşmez. Seçimini bütçenden yana kullanmak zorunda kalırsın.

 

Sırada otomobil sevdamız var. Haliyle en güzelini isteriz değil mi? Olmaması için bir engel var mı? Yani bir engelin olmaması iyi olurdu da! Yine bütçe meselesi işte! Gönül ister ki; en kırmızısından bir BMW ya da bir Mercedes alabilsek. Ama çok bekleriz muhtemelen. Orta halli bir otomobil bize yeter de artar bile. O nedenle en uygununu seçeriz yine.

 

Aslında konuyu bu kadar uzatmazdım, ama seçme konusu o kadar önemli bir eylem ki! Yanlış yaptığımız her seçim ilerleyen yıllarda ömrümüzden ömür alabiliyor!

 

Seçimlerimizin bize mutluluk getirdiği güzel bir hafta diliyorum!

 

Sevgiler!