SON DAKİKA

” HER DİLİ KONUŞMAK…

Bu haber 11 Ocak 2018 - 14:06 'de eklendi ve 745 views kez görüntülendi.

 Sinemayı, seven bir kuşağın çocuğu olarak büyüdüğümüz için, sinemanın  bizim olmazsa olmazımız olarak hep onurlu bir köşesi vardır yaşamımızda… 

2018 yılının, ilk sinema film, tanıtımları sırasında gözümüze çarpan 125 ressamın elinden çıkan muhteşem Van Gogh filmi geliyor.  Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’un dramatik hayatının ” yağlı boya animasyonu”  formatında anlatan ” Loving Vincent ” daha uluslararası festivallerde yayınlanmaya başlanır başlanmaz, özgün yapısı ile büyük yankı yaptı sinema çevrelerinde… Bu filmi izlemek istedim!

Bir halk gününde, sinemaya gittiğim halde koca salonda topu topu 4 kişi idik… Bazen böylesi özel zenginliği yaratıyor seçimlerimiz bize… İlk bakışta, eyvah sıkıcı mı olacak acaba dedirten, daha sonra birbirinden şahane manzaraları içeren sürükleyici ve etkileyici bir film… Zaten hayatı da öyle geçmiş usta ressamın…

Yunanistan ve Polonya’dan katılan 125 ressamın yarattığı 65 bin farklı resmin birleşmesi ile yapılan müthiş, olağanüstü güzellikle bir görsel şölen eşliğinde, duygusal ve dramatik bir hayatın akışını izliyorsunuz… Van Gogh çok özgün bir şekilde anlatılıyor. Renklerin büyülü dünyası içinde, masalsı bir anlatımla, bu formatta izlediğim ilk film, dahası kendisi bu alanda ilk film…

Yönetmenliğini Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın paylaştığı bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm, bir sinema sever olarak… Sinema salonundan çıktığınızda, sanatın doyumsuzluğunu hissetmeniz yanında, bir ilki görmenin gururunu yaşayacaksınız…

Renkler, aslında her dili konuşuyorlar bizle…İçinde bulunduğumuz çevrenin üzerimizde düşündüğümüzden daha çok etkisi vardır. İşten eve yorgun argın dönerken arabamızın camından göz ucuyla fark ettiğimiz gökkuşağı bile içinde bulunduğumuz ruh halini etkileyebiliyor. Hiç düşündünüz mü ? Neden gökyüzündeki gökkuşağı bizi çok mutlu ediyor? Bir yağmur’dan sonra güneşle beraber gökyüzünde ortaya çıkan gökkuşağı beynimizde nasıl bir etki yapıyor ki inanılmaz mutlu oluyoruz.

Yeşil renk, huzuru, zenginliği ve doğayı hatırlatırken, mavi yoğunlaşmamıza yardımcı oluyor, sakinleştirici ilaç almış gibi kendimizi güvende hissediyoruz… Renkler her dili konuşurlar mış, ne kadar da doğru bir tanımlama?!

Hayat çok kısa… Peki, huzursuz eden renkleri ve eşyaları görmekte neden bu kadar ısrarcıyız? Kentleri, yaşadığımız mekanları, mahalleleri, sokakları, caddeleri, kasaba ve ilçeleri sadece görsel görüntüleri ile tarif etmiyor muyuz? Ediyoruz! 

O zaman ilk yapacağımız iş görsel kirliliği azaltmak, elimizden geldiğince, daha yaşanası, nefes alınacak, bizi mutlu edecek yaşam alanlarını elimizden geldiğince çoğaltmak.

Ne kadar acı değil mi doğal hayatın içinde olmamak… Yaşım ilerledikçe beni en çok mutlu eden şeyin doğa olduğunu hissettim… Yeşillik, kuş sesleri, kendi halinde olağan yaşayan, kediler, köpekler… Yağmur, güneş hatta elimize geçerse kar… Fark ettim ki, gittikçe azalıyor bizi mutlu eden şeyler, pahalı ve erişilmez oluyor. Geçmişte yaşayan bir ressam hayatı boyunca hiç bir şey yapmadan durmadan resim yapmış, hem de etrafında gördüğü doğa güzelliklerinin tablosunu yapmış, sanki şimdi değerleri yok ama yakında elimizde az kalacak dercesine… Baksanıza nasıl da mevsimsel iklim değişiklikleri yaşıyoruz, camilerde hocalar yağmur duası ediyorlar. Ülkemizin belli bölgesinde yağmur sullar seller gibi akıyor, belli bölgelerinde gram yağmur yok. Hızla çölleşiyor dünya, biz içindeyken yavaş yavaş geliyor, bizden sonra gelecek kuşaklar bunu daha çok yaşayacaklar…

Ne mutsuz bir tablo değil mi? Nasıl da canımız sıkıldı birden içimiz karardı, üstelik daha ben bu konuda hiç bir şey bile yazamamışken… Düşünün biran, bu konu ile ilgili siz hiç etraflıca konuşan bizi bilgilendiren bir etkin yetkili gördünüz mü ekranlarda… Yok!

Oysa hayatımızdaki gerçek renkler hızla azalıyor…  Özdemir Asaf ne demiş; Bütün renkler aynı hızda kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler.

Sabriye Güler
Sabriye Gülersabriyeguler6677@gmail.com