SON DAKİKA

HAYATI RUTİN YAŞAMAK…

Bu haber 09 Ağustos 2018 - 11:15 'de eklendi ve 853 views kez görüntülendi.

“Valla çok yoğunum. İnan bana başımı kaşıyacak vaktim yok. Sabah bir başlıyorum güne, akşamı zor ediyorum. Kendimi eve attığım anı iple çekiyorum.”
Hepimiz meşgul insanlarız. Çalışalım ya da çalışmayalım, kime sorarsanız hep bu yanıtı alırsınız. Peki, gerçekten çok mu yoğunuz? Bakalım mı birlikte?
Sabahın Getirdikleri…
Sabahtan başlar günün hareketliliği. Yataktan kalkmak bir işkencedir. Uyanırız, ama ne yastığımız bizden bıkmıştır ne de yorganımız… Debelenir dururuz. Ta ki; kalkacak gücü kendimizde bulana kadar… Çünkü önceki günün yorgunluğunu üzerimizden atacak kadar dinlendirici bir uyku alamamışızdır. Ancak uyku sersemliğini üzerimizden atıp bir an önce kalkmak zorunda olduğumuzun da farkındayızdır. Çok yoğunuz ya hani, yapacak çok ama çok işlerimiz var ya… Elimizi yüzümü yıkar, vakit durumuna göre kahvaltımızı da yapar ve yola koyuluruz. Ver elini işimiz…
İş Ortamının Güzellikleri…
“Oh be… Hayat varmış. Yine işteyiz çok şükür” der gibisiniz. Eminim de öyledir. Neyse; gelelim iş hallerimize…
Sağ ayak önemlidir. Uğur getirir ve bereketi arttırır. Biz de öyle yaparız. Bir an önce günün bitmesi dileğiyle, sağ ayağımızın ucuyla gireriz iş yerlerimize… O an itibariyle günaydınlar havada uçmaya başlar ve masamıza oturduğumuz an ilk sohbetimiz hep yol hikayemiz olur. Nasıl mı? Aynen şöyle:
“Mehmet abi günaydın. Şeyma Hanım; size de günaydın olsun. Bu sabah çok şıksınız. Aman nazar değmesin… Hayat sen ne güzelsin ki; beni işime bu sabah da sağ salim kavuşturdun. Mehmet abi, ya sabah metrobüs o kadar kalabalıktı ki; ağzımız burnumuzda geldik valla. Sabah sabah ‘Buram Buram Anadolu’ programına konuk olduk iyi mi?”
Gün içerisinde çeşitlenir sohbet içeriği, hep sıcaktır ilişkiler… Zaman da geçmez zaten. Düşünün bir kere. Gününüzün en verimli 8 saati iş yerinizde geçiyor ve bu süre zarfında size sadece iş arkadaşlarınız eşlik ediyor. Yani eşinizden, dostunuzdan ve ailenizden daha çok görüştüğünüz kişiler…
İşler güçler derken, mesai bitimi yaklaşır. Saatler 17.00’ye doğru ilerledikçe heyecanımız artar. 18.00’i gördüğümüz anda kanatsız kuşlar gibi içimiz pır pır eder. Daha sonra da ver elini ait olduğumuz yer… Evimiz, yuvamız, ailemiz…
Tabi eve ulaşmak, hele ki; büyük kentlerde, o kadar da kolay değildir… Kullanman gereken toplu taşıma araçları vardır. Otobüsten iner metroya, metrodan iner metrobüse binersin. Bazen yeterli gelmez bu yolculuk… Buna bir de dolmuş ve vapur eklersin ki, yeme de yanında yat… İtiş kakış geçen yolculuk süreci, ancak evin kapısında son bulur… Hoş geldim evim…
Ev Gibisi Var Mı Yahu…
Ev demek huzur demek, mutluluk demek, aşk demek, yemek demek, çoluk çocuk demek, “Aşkım yoğurt alır mısın” demek, hanım “tuz” deyince “buz” kesilmek demek… Yani sabahtan akşama kadar kurduğun hayallerin toplamı demek…
Ayakkabılar çıkarır ve yine sağ ayakla içeriye buyur edilirsin. Kapıyı muhtemelen eşin ya da çocukların açar. Aslında bu o kadar da önemli değildir. Esas mühim konu, elinin boş olup olmadığıdır. Eğer elini kolunu sallaya sallaya eve geldiysen, yandığının resmidir. Dilinden kurtulamazsın ev ahalisinin..
Üzerini değiştirir, elini yüzünü yıkar ve akşam yemeği için muhteşem sofraya kurulursun… En güzel sohbetler yemek sırasında edilir. Günün hesabını yapar, toplar çıkarırsın, ama netice hep yanlış çıkar. Çünkü yanlış hesap hep Bağdat’tan döner… El elde baş başta kalırsın. Yorgunluk aklına bile gelmez.
Sofrada bazen öyle sorular gelir ki; bildiklerini bile unutursun… Tabi ne yediğini de. Bir de istekler hiç bitmez ve sürekli hatırlatılır ya. O an hayatının en güzel anlarından birini yaşarsın, tekrar ve tekrar.
Yemek merasimi bir saat kadar sürer. Sonra mı? Sıra, akşama kadar hayalini kurduğumuz koltuğumuzla bütünleşip, biraz olsun dinlenmeye gelir. Açarsın televizyonunu ve alırsın eline kumandayı, döndür baba döndür… Kendine izleyecek bir film, dizi ya da belgesel arar durursun. En çok da tekrar film ve diziler ilgini çeker. Ev ahalisinin üfleye püfleye sana ayak uydurmak zorunda kalması ise günün en güzel gülümsemesi olur…
Uyku Vakti…
Saatler 22.00’li gösterdiğinde erkenci kuşlar gibi olursun. Gözlerin sana kur yapmaya başlar. Sol gözün kalk yatalım derken, diğeri “Yahu dur, ayıp. Bu saatte yatılır mı?” der… Ama işte galip gelen de hep sol gözün olur. Yatak odasının yolunu zor bulur, bir hışımla bırakıverirsin kendini özlemine.
Tam daldım derken, yanı başından ayırmadığın cep telefonuna mail ya da mesajlar gelmeye başlar. Onun sesine irkilirsin. Biraz da böyle oyalandıktan sonra derin bir sessizliğe gömülürsün… Ve artık gün bitmiştir senin için… Başa sarar ve günleri tekrar tekrar yaşarsın. Bu böylece yaklaşık 60 yıl kadar sürer gider… Ve sen her sabah yeni güne uyandığın ve hala nefes aldığın için Allah’a şükredersin…
Her sabah sevdiklerimizle birlikte uyanmak dileğiyle..

Deniz Kalendergil
Deniz Kalendergildenizkale@gmail.com

bodrum escortyabancı dizi izle