SON DAKİKA

GÜL YAPRAKLARI

Bu haber 19 Temmuz 2018 - 10:20 'de eklendi ve 1.180 views kez görüntülendi.

Gözyaşları; insanların ruhları için toprağa düşen yağmurlardan farksızdır.
Yaşlı adam, her gün olduğu gibi sabahın erken vakitlerinde otobüs durağına gelmiş, gelecek aracı bekliyordu. Az sonra yanına küçük bir kız çocuğu yanaştı. Yüzünde tatlı bir tebessüm ve ellerinde kırmızı güllerden oluşan bir demet vardı. Yaşlı adamın dikkatini çeken güller olmuştu. Merakını yenemeyen yaşlı adam, kıza hafif bir gülümseme ile “- Kızım, bu güller ne kadar da güzelmiş. Güllerin sahibi olacak şanslı insan kim?” diye sordu. Küçük kız, sadece yaşlı adamı seyretmekle meşguldü. Uzun bir süre boyunca bu şekilde birbirlerine bakıp gülümsediler. Yaşlı adamın beklediği araç, az sonra otobüs durağına yanaştı. Küçük kız, yaşlı adamın araca binmesinin hemen ardından, hızlı adımlarla yaşlı adamı takip ederek otobüse bindi. Yaşlı adamın oturmuş olduğu koltuğa yanaştı. Yaşlı adamın işaretiyle küçük kız yanına oturdu.
Ellerinde tuttuğu gül demetini sımsıkı tutuyor, yaşlı adama bakarak tebessüm ediyordu. Bir an, yaşlı adamın daldığını fark etti. Küçük kız, yaşlı adamın yanaklarından süzülen gözyaşlarını silerek, dikkatini kendi üzerine çekmeye çalıştı. Yaşlı adam ağlıyordu. Fakat yüzünde ayrı bir hüzün ve mutluluk beliriyordu. Küçük kız, sadece yaşlı adamın gözlerine bakıyor ve gülümsüyordu. Yaşlı adam, Küçük kızın başını okşayarak ;
“- Bir kuşum, bir eşim ve bir kızım vardı. Eşim ile 25 sene yaşadık. Eşim vefat etti. Onu ziyarete gidiyorum. Kızım, tanımadığım bir adam ile evlenip kayıplara karıştı. Bilmediğim bir yerlerde. Nerdedir, ne yapmaktadır hiç bilmiyorum. Bir kuşum kalmıştı yanımda. Anneciğinin ardından fazla bekleyemedi, o da annesinin yanına gitti. Biliyor musun? Kuşumun beni yalnız bırakması beni epeyce mutlu etti. Artık eşimin yalnız olmadığını biliyorum. Zaten hemen yanı başında.” dedi. Ağlamaya ve küçük kıza bakarak tebessüm etmeye devam etti. Küçük kız hiç konuşmuyordu. Yaşlı adamın omuzlarına başını yaslayıp tebessüm etti. Yaşlı adam, gözlerini uzaklara dikip, konuşmasına devam etti.
“- Evet kızım, kuşumun beni terk etmesi beni mutlu etti. Gözlerini annesine hediye etmek için gitti. Anneciğini çok iyi hatırlıyorum. Her sabah kuşçuğunun kafesi yanına gelir ve konuşurlardı. Annesi konuşur – kuşçuğu öterdi. Ne konuşuyorsunuz diye sorunca bana bakıp hep gülümserdi. Sus işareti yapar ve kuşçuğuna döner fısıldardı. Bir gün usulca odaya girdim. Konuşmalarını dinledim. Anneciği – kuşçuğunu okşayıp konuşuyordu :”- Merak etme minik kuşum, sen de bir gün gelir ve gidersen, dayanamaz arkandan gelirim. Gittiğin karanlık yerlerde, yolunu bilmediğin meçhuliyetlerde kaybolmana tahammül edemem. Elimde olsa, o gün gelemesem bile, gözlerimi sana yoldaş bir kandil ve yüreğimi sana yol için hediye ederim. Hayatı, Yaşam olarak armağan etmeme fırsat vermeyenlere inat sana hayatı armağan kılarım.” Demişti.
Kuşçuğu, annesini anlamıştı. Hem de kızından daha fazla!. Annesi bir sabah gözlerini hiç açamamış ve kuşçuğuna o sabah seslenememişti. Yorgundur diye düşündüm. Akşam birkaç kez uykudan kalkmış ve kuşçuğuna giderek derin derin seyre dalmıştı. Sabah olunca da uyandırmak istemedim. Gönlümce güzel bir sürpriz yapmak istedim. Kuşçuğunu almak için salona gittim. Kuşçuğu, kafesinde uçmadık bir nokta bırakmıyor, her bir telini kırmak istercesine kanat vuruyordu. Kanatları kanıyor, gözleri nemleniyor, fakat asla durmuyordu. Annesine yöneldim. Uyandırmak için hafifçe dokundum. Vücudu ilk kez bu kadar soğuktu. Kapanmış gözlerini araladım. Bir an kuş uçuşlarının her yeri kanatlandırdığı bir dünya görür oldum. İrkildim. Korktum bir an. Ama yüzünde ki tebessüm beni mutlu etti. Belli ki çok huzurluydu. Hayatı geride bırakırken bile!… Hayata gülümsüyordu…
Bedeninden başka, yatağında ona ait hiçbir şey yoktu…
Anladım ki, kuşçuğu annesini arıyordu. Ertesi sabah kafesin demir parmaklıklarına iki gagasıyla tutunmuş, öylece sallanıyordu. Kanatları kan rengine boyanmıştı. Bedeni buz kesilmişti. Kafeste bedeninden başka hiçbir şeyi yoktu. Kalmamış – gitmişti…
Gözlerini merak ettim. Araladığımda gözlerini, ağladım… Ağladım… Ağladım…
Anneciğinin suretleri bir tuvale işlenmiş gibi gözlerinde can alıyordu. Belli ki; Anneciğine gözlerini meçhuliyetlerde bir kandil – yüreğini , hayatına yaşam kılmak için yol yapmıştı. Anneciğinin hayatta iken şefkati, kuşçuğunun kalbine nakşedilmişti ve o şefkatle anneciğine armağan olmuştu…
Yaşlı adam, derin bakışlarını küçük kızın üzerinde gezdirdi. Birkaç damla gözyaşı yanaklarından süzülürken tebessüm etti. Küçük kız, minik elleriyle yanaklarını temizliyor ve tebessüm ediyordu. Yaşlı adam konuşmaya devam etti. “-İşte böyle yavrucuğum. Kızım da küçükken tıpkı sen gibiydi. Güzel ve sevimliydi. Yüzünden tebessüm eksik olmazdı. Şimdi, yanlarına gidiyorum. Onların, benim de yanlarında olmayı ümit ettiğim ebedi mekânlarına… Biliyor musun, çok sevdikleri gülleri artık götüremiyorum. Alacak gücüm kalmadı artık. Hâlbuki ne çok severlerdi “GÜL YAPRAKLARI”nı…” Ağlamaya devam etti. Bu kez içten ağlamaklıydı. Kalp atışları iyiden iyiye gözlemleniyordu. Dışarıya bir volkan patlayacakmış gibi hızlı ve sert atıyordu. Dudaklarını ısırıyor ve ufka dalıyordu. Devam etti.
“-Anneciğinin yüreği toprak, kuşçuğu gül olmuş yeşeriyordu. Küçük evimizin her bir noktası gül yapraklarıyla doluyordu. Şimdilerde ne toprak kokusu var evimizde, ne gül yapraklarının kokusu… Çatlamış anılardan başka hiçbir şey yok avuçlarımda…” dedi ve sustu. Sustukça, güller ona soluyordu.
Otobüs, az sonra bir mezarlığın yanı başında ki durakta durdu. Yaşlı adam, küçük kızın başını hafifçe okşayarak, otobüsten inmek için ayağa kalktı. Ağır adımlarla ilerliyordu. Küçük kız, oturduğu yerden hızla kalkarak, adama doğru ilerlemeye başladı. Avuçları içerisine minik ellerini kondurup yürümeye başladılar. Birlikte indiler. Az ötede bulunan mezarlık, küçük kızın dikkatini çekti. Bir yaşlı adama bakıyor – bir mezarlığa… Yaşlı adamın gülümseyerek ilerlemesine bir anlam veremiyordu. Bir an irkilerek kendine geldi. Ellerinde tuttuğu gülleri oturağa bırakarak, çantasında bulunan küçük beyaz bir defter çıkardı. Defterinin içerisinden bir sayfa kopararak defterinin üzerine koydu. Mavi bir kalem çıkararak bir şeyler yazmaya başladı. Defter yaprağının çevresinde bulunan “GÜL YAPRAKLARI” üzerine hiçbir harf veya işaret koymuyordu. Hızlıca bir şeyler yazdıktan sonra, yaşlı adama doğru koşmaya başladı. Yaşlı adamın ellerine, ellerinde tuttuğu gülleri ve yazdığı defter sayfasını tutuşturarak hızla otobüs durağının olduğu tarafa geri koşmaya başladı. Otobüse son anda yetişip, yaşlı adamın daha önce oturduğu koltuğa oturdu. Pencereden tebessüm ederek yaşlı adama bakıyordu. Yaşlı adam, bir an duraksayıp arkasına döndü. Otobüs penceresinde kendisini seyreden küçük kızla göz göze geldi. Ellerinde tuttuğu gülleri sallayarak, hafifçe tebessüm etti. Büyük bir huzurun ve eşsiz mutluluğun resmi gibiydi. Yürümeye devam etti…
Mezarlığa gelince, ikisinin yanı başına oturdu. Topraklarını suladı. Ellerinde ki gülleri bırakıp konuşmaya – dertleşmeye başladı. Her zaman yaptığı şeydi. Ama bir an duraksadı. Büyük bir sevinçle , iç cebine koyduğu kağıdı çıkardı. Kağıdın etrafı “ GÜL YAPRAKLARI” ile resmedilmişti. Daha çok mutlu oldu. Okumaya başladı. Okuyamadı. Tekrar tekrar denese de bir türlü arkasını getiremiyordu. Henüz birkaç kelime okuyordu ki, ağlamaya başlıyordu. Mutluluk böyle bir şeydi. Yüzünde erdemli bir yaşanmışlığın resmi beliriyordu. Okumaya çalışıyor ama bitiremiyordu. Sonunda daha fazla dayanamadı ve mezar topraklarını aralayarak kağıdı içerisine koydu. Güllerin yapraklarını kopararak kağıdın içerisine yerleştirdi. Birkaç damla gözyaşı ile sulandırdıktan sonra onu da büyük bir huzur ve mutlulukla toprakla örttü. Mezarları üzerine uzanarak, gökyüzünü seyretmeye başladı. Mavi – beyaz bir hayat vardı gözlerinde. Yüreğinden “ GÜL YAPRAKLARI”, mavi – beyaz hayat tuvaline renk oluyor ve yaşam resmi iyiden iyiye belirginleşiyordu. Bir daha kalkmadı – kalkamadı…
Kağıtta yazılı cümleler şunlardı:”-……………………………………………………………………………………………”
cümleleri ile bitiyordu.
Küçük kız, işitme ve konuşma engelli olmasının yanı sıra dudak okuma gibi bir özelliğe sahip değildi.
İnsanlarla, dilinizden çok – yüreğinizle konuşmayı tercih edin.
Gül yaprakları, insanların kanayan kalplerinin aynasıdır.
Toprağa, gözyaşı kristalleri misali düştükçe yaşam olurlar…

Esat AYTAN
Eğitimci – Eğitim Koçu – Yazar
Twiter : @metapsisikci

Esat AYTAN / EĞİTİMCİ - EĞİTİM KOÇU - YAZAR
Esat AYTAN / EĞİTİMCİ - EĞİTİM KOÇU - YAZARaytanesat@gmail.com

bodrum escortyabancı dizi izle