SON DAKİKA

“Çocuğunuza ÖZGÜVEN” ini kaybettirmekten vazgeçin!

Bu haber 06 Haziran 2018 - 9:53 'de eklendi ve 1.049 views kez görüntülendi.

Adana’da özel bir kolejde verdiğim seminer öncesi ve sonrasından size bahsetmek istiyorum.
Seminer öncesi konferans salonuna girmek için son hazırlıklarımı yapıyor ve aynaya bakıp gülümsüyordum. Kapıda ki görevli arkadaşın seslenmesiyle bütün hava bozuldu. Dışarı da ısrarla görüşmek isteyen bir hanımefendinin olduğunu söyledi. Aynaya baktım. Gülümsedim. Bir bardak su içtikten sonra ayağa kalktım. Kapıya yöneldim. Hanımefendi’nin sinirli ama bir o kadar da çaresiz halini anlayınca :” Lütfen beni dövmeyiniz.” dedim. Duraksadı. Mahcup olduğu yüzünden belliydi. Gülümsedim. O da tebessüm etti. Sizden rica ediyorum, vaktiniz varsa sizinle gerçekten konuşmak istiyorum. Ama seminerden sonra, siz karar verin. Belki de bu huysuz adamla konuşmaktan vazgeçersiniz dedim. Gülümseyerek ; “ – Mutlaka konuşmak için bekleyeceğim.” dedi ve seminer salonunun giriş kapısına yöneldi. Ben de içeri girip, son bir hazırlık yaptıktan sonra seminer salonuna geçtim. Konumuz: Çocuklarda ÖZGÜVEN DUYGUSU…
Seminer salonuna girince birden alkış sesi geldi. Hiç havamı bozmadan sahne ortasına geçip beklemeye başladım. 2 – 3 dakika kadar sadece sustum ve bekledim. Artık salonda bulunan Anne ve babaların çoğunlukta olduğu katılımcılar kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar. Ben bakıyor ve rol gereği mahcup bir ergen çocuk gibi gözlerimi korku ve endişeyle salonda ki katılımcılara kilitliyordum. Terler gibi de arada bir yüzümü siliyordum. Biraz sonra bir katılımcı ayağa kalktı. Lütfen oturun dedim. Şaşırmış gibiydiler. Lütfen oturur musunuz dedim. Baktı. Duraksadı. Bu sefer biraz tebessüm ederek söyledim. Gerçekten çok mutlu ettiniz beni. Lütfen buyurunuz. Sizinle yer değiştirmekten çok mutluluk duyacağım dedim.Heyecanlandı… Elleriyle yok yok deyip yerine oturdu. Salonda bulunan katılımcılar tebessüm ederek birbirlerine bir şeyler söylemeye başladılar.
Ben de uzun sürecek bir seminer’e küçük bir anımla başlayıp, bir saat sürmesi planlanan semineri, katılımcıların da ısrarları ile ancak 2,5 saatte bitirebildim. Seminer sonrası soru – cevap kısmına hiç girmeyeceğim.
Şimdi biraz sabırlı olun… ve lütfen Çocuklarınıza ÖZGÜVEN DUYGUSU için asıl gücün kendinizde olduğunu keşfetme yolculuğunda yazıyı okurken anılarınıza yolculuk edin.
Hepinizin bildiği ve yaşadığı bir anıyı paylaşayım öncelikle… Yazının sonunda, en başında kapıya gelen Hanımefendi’nin öncesi ve sonrasını siz keşfedersiniz.
Çocuk, tüm sevecenliğiyle anne veya babaya sorar “Anneciğim / Babacığım beni ne kadar seviyorsun? Birden hafiflenir ve kanatlanırsınız. Gözleriniz de tüm renklerin dansıyla çocuğunuza bakar ve her çocuğun okulda anlattığı klasikleşmiş anne baba cevabını yapıştırırsınız.“Dünyalar kadar” O anda dünyalar çocuğun olmuştur. Okula gider ve bir heyecan tufanıyla arkadaşlarına sorar. Annen seni ne kadar seviyor? / Baban seni ne kadar seviyor? Çocuğun dünyasında anne ve babasının yeri ayrı olduğundan çocuklardan hiç böyle bir cevap beklemez. Cevaplar sıralandıkça, dünya dediğiniz o kocaman yer çocuğunuzda değersizleşir. Unutmadan, sizin sevginiz de her anne babanın sevgisi gibi cümlelerde ve çocuğunuzun hazır sevgi cevapları için iki büzüşmüş dudağı arasında dışarı sıçramak için heyecansızca beklemeye başlar. Ta ki siz bilgelik taslayıp – o hırpalanmış cevabı da değersizleştirinceye kadar. Çocuk bir gün gelir ve sorar : “ Anne – Baba, dünya ne kadar büyük?” diye sorar çocuk. Anne / Baba : “Çooook büyük”. Çocuk bu sefer de : “-Peki ne kadar eder?” Anne – Baba : “- Beş kuruş etmez…” … hayaller… hayaller…
Bu kadar değersiz bir çocuk var mı dersiniz? Çocuğunuzu dünyalar kadar değil – yüreğinizin enginliklerinde saklı bıraktığınız çocukluğunuz kadar sevin…
İnsan, doğuştan müthiş bir özgüvenle doğar. Her davranışı, tek başına yapacak kadar güçlü ve yetenekli bir çocuk olur. İnanmadınız mı? Hiç sizden yardım isteyen bir bebek gördünüz mü? Ta ki, kendisini yetersiz ve zayıf olduğu konusunda siz çocuğu ikna edinceye kadar. Tam bir şeyi yapacakken; Sen dur! Daha küçüksün… Yapamazsın… vs vs…( burada kendi boşluklarınızı cevaplarınızla siz doldurun)
Dünyaya geldiği ilk andan itibaren uzun bir süre, 7 yaşına kadar ki; bireyin hem kişilik hem de bilişsel özelliklerinin % 80 ‘i 7 yaşından önce tamamlanmış olmaktadır. Dolayısıyla bir çocuğa kazandırılacak ne varsa erken çocukluk olarak tanımlanan 0-6 yaşlar arasında değerlendirilmelidir. Özellikle konuşmaya başlamasıyla birlikte anne ve baba elinde şekillenmeye başlar. ( Bu arada küçük bir hatırlatma. 2 yaşına kadar ki süreç te her fırsatını yakaladığınızda çocuğunuzla konuşun. Gözlerine odaklanıp, O’nu nasıl sevdiğinizi ve hayatınızda ki yerini anlatın. Bundan asla vazgeçmeyin. Anlamaz mı? Önyargılı olmaktan vazgeçin ve konuşmaya devam edin. Zayıf ve sizi anlamaz diye mi düşünüyorsunuz?
İşte hatalar zinciri de tam da bu dönem öncesinde başlıyor. Bu süreçten sonra maalesef özgüvenini kaybetmeye başlıyor. “Merdivenden çıkmak isteyen çocuğa, küçük bir ağaca çıkmak isteyen çocuğa “düşersin”.  “Anne ben getiririm” diyen çocuğa “sen getiremezsin”  Bir tabağı taşımak istediğinde “düşürürsün”. Bir şeyleri dizmek isteyen çocuğa sen dizemezsin diyerek çocuğun yapma duygusunu törpülüyoruz. Sadece bu kadarı ile kalsa ne ala! Piknikte sınırlıyorsunuz. Parkta sınırlıyorsunuz. Misafir varken sınırlıyorsunuz. Misafirliğe giderken sınırlıyorsunuz. Her şey bir yana, çocuğu kendi dünyasında, çocuk eğlence merkezlerinde dahi sınırlıyorsunuz! Çocuğa  tek başına yapamayacağını anlatıyorsunuz. Öğrenilmiş çaresizlik yaşatıyorsunuz.  Ellerini kollarını bağlıyor, hiçbir şey yapmasına müsaade etmiyorsunuz.
Sonra mı?
Çocukta kompleks gelişiyor. Bir işi yalnız başına yapmak istediğinde düşünüyor. Yalnız yapamayacağını öğrenmiş oluyor.  Çünkü; annesi / babası ona yalnız yapamayacağını öğretmiş ve çocuğunu her türlü tehlikeden korumuş olmanın mutluluğunu ve huzurunu yaşıyor. Peki çocuğunuz?
Çocuğunuz hiçbir şeyi tek başına yapamayacağını – başaramayacağını öğrenmiş oluyor.. Her şeyine karışarak, her hareketine ket vurarak, gereksiz yardımlarda bulunarak onun öz güvenini bitirmiş oluyorsunuz.. Çocuk bir eylemi yapmak yerine yardım almayı tercih ediyor. Peki, sizin sınırlandırdığınız çocuğunuzun şimdi sizi sınırlandırdığını biliyor musunuz?
Çocuğunuz;
• Çorabını sizin giydirmenizi istiyor.
• Ayakkabısını sizin giydirmenizi istiyor.
• Elbiselerini sizin giydirmenizi istiyor.
• Merdivenler de sizin kucaklamanızı istiyor.
• Parkta, Piknikte, Misafirlikte sizden ayrı eğlenemiyor.
• Sizin işiniz varsa hiç kimsenin zaafını bilmeyeceği ve yüzüne söyleyemeyeceği SANAL BİR DÜNYA İÇERİSİNDE SANAL BİR HAYAT sürdürmeye başlıyor…
İşte tam da bu zaman da sizlerden şikayetler ve çözüm için arayışlar devreye giriyor.
Hadi başa dönelim…
Çocuğunuz bir tabağı – bir bardağı düşürse ne olur? Üzerine ılık bir kaşık çorba dökse? Elbisesini – Ayakkabısını giymek istediğinde kendisinin giymesini bekleyip biraz zaman kaybetseniz ne olur? Heceleri yanlış okuyup birlikte gülümsemeniz de ne olur? Parkta, Piknikte, uzaktan onu seyretmenin mutluluğunu yaşasanız ne olur?.Ama olmaz! Zamanınız yoktu. Acele işleriniz vardı.
Kazançlı çıktınız yani. Öyle mi!  Ama neyi kaybettiğinizi ( kaybettirdiğinizi ) biliyor musunuz?  Çocuğunuza, hayatta karşılaşacağı zorluklar ve önüne çıkacağı engellerle mücadele etme ruhunu KAYBETTİRDİNİZ.
(Yani; şu anda hem zamanınızı, hem paranızı harcayarak ve çocuğunuzun da zamanını harcayarak kaybettiğiniz (kaybettirdiğiniz) ÇOCUĞUNUZUN ÖZGÜVENİ!!!)

İşte siz de çocuklarınızın gelişim dönemlerine denk gelen ve yapabileceği davranışları tek başına yapamayacağını öğretmiş oldunuz. Çocuğunuz da öğrenmiş oldu.
…ve tek başına hiçbir şeyi ne yapacak istek nede cesaret bulamıyor.
Önünüzde birlikte geçireceğiniz uzun bir zaman var artık. Sizi tebrik ederim Dışa bağımlı, yalnız başına iş yapamayacak ve sürekli kendini siz de arayacak bir çocuğunuz var. Hayatı boyunca , sizin yardımınıza muhtaç olacak.
Size yerlilerin yaptığı bir bilimsel deneyden bahsedeyim.
Filler henüz yavru iken ayaklarına kalın zincirler takarlar. Zincirin diğer ucunu büyük bir ağaca bağlarlar. Yavru fil kurtulmak için bütün gücünü kullanır. Başaramaz. Bir türlü zincirleri koparamaz. Bir yerden sonra zincirin kopmayacağı kanaatine varınca basit bir zincirle devasa fili her yere götürmeye başlarlar. Çünkü fil’in zihnine zincirin kopmayacağı işlenmiştir. Artık ömür boyunca basit bir iple, zincirle gezdirilir.
Kendi çocuğumla bir anımı paylaşayım… Müsaadenizle…
Annem, uzun bir zaman ısrarla istediği halısına kavuşmuş epeyce mutluydu. Gelene gidene, halısının nasıl olduğunu sorup duruyor – keyifleniyordu. Kendi küçük dünyasında o kadar mutluydu ki inanamazsınız. Oğlumla birlikte bakkala indik. 1 litrelik süt aldık. Oğlum henüz 4 yaşında. Merdivenlerden çıkarken eline verdim. Bana baktı ve ben taşıyamam dedi. Oğlum sen çok güçlüsün. İstesen beni bile taşırsın dedim. Ellerine tutuşturdum. Merdiven basamaklarını her çıktığında bana bakıp gülüyordu. Bir ara Baba yorgunsan seni de taşırım ha! Dedi. Beni bir mutluluk sardı anlatamam. Eve çıktık. Halının ortasına geldi. Nenesine :”-bak ben ne kadar güçlüyüm “dedi. Olacak olan oldu. Havaya kaldırırken elinden düştü. Ağzını açıp birkaç yudum içirdiğimi söylemiş miydim?…
Gerisini siz hayal edin…
Annemin bağırışlarını buraya not düşmek istemiyorum. Oğlum üzgün. Suratı yerde… Boncuk boncuk gözyaşı akıtıyor. Anneme işaret ettim. Bir koşması – kucaklaması var. Zannedersiniz ateşe atmış yakıyorlar. O da gözyaşı dökmeye başladı. Ben içerden havlu kâğıt alıp yanlarına geldim. “- Hadi bakalım SÜT GÖLÜNÜ fillere içirelim de susuz kalmasınlar…” Önce anlamadılar… Dizlerim üzerine çöküp, sütü kağıt havluya çekmeye başlayınca ve üzerindeki filleri işaret edince kahkahalar atmaya başladılar. Oğluma dönüp sadece şunu söyledim. “ Filleri mutlu ettiğini biliyor musun?” Ama bir daha ki sefere su içirelim ama Hayvanat Bahçesinde” dedikten sonra gözleri fal taşı gibi açılmaz mı? Baba yoksa fillere su mu götüreceğiz? Dedi. Evet dedim. Boynuma bir atlaması var siz hayal edin…
Annemi çok götürmek istedik. Kendisi gelmedi. Halının başına gelenlerden olsa gerek
• Siz, Çocuğunuzla hatırlamak isteyeceğiniz ANILAR BİRİKTİRİN…
• Çocuğunuzun sizi yaşamasını beklemeyin – çocuğunuzu yaşamak için harekete geçin.
… bir Çin Atasözü der ki : “Bütün dünyada bir tek güzel çocuk vardır. Bütün anneler de ona sahiptir.”
HATIRLATMA : Hanımefendi, seminer sonrası yanıma gelerek sadece teşekkür etti. Konuşalım dedim. Ben geç kalmak istemiyorum dedi. Ne için dedim. Çocuğumu kucaklamak istiyorum dedi.
Yaklaşık üç ay sonra çocuğu ve babasıyla birkaç gizli çekilmiş videolarını gönderdi.
Son videonun altına bir not yazısı eklemişler :“ Bu çocukta ÖZGÜVEN PATLAMASI VAR!”

Çocuğunuza özgüvenini kaybettirmezseniz kazandırmak zorunda kalmazsınız.

Esat AYTAN
Eğitimci – Eğitim Koçu – Yazar
Twiter : @metapsisikci

Esat AYTAN / EĞİTİMCİ - EĞİTİM KOÇU - YAZAR
Esat AYTAN / EĞİTİMCİ - EĞİTİM KOÇU - YAZARaytanesat@gmail.com

bodrum escortyabancı dizi izle